'Ölüm Güzellemesi'

Geçen hafta bugün 50. doğum günümü idrak etmiştim. Rahmetli babamın yaşadığının iki katı kadar yaşamışım demektir. Çocukluğumdan beri babamın 25 civarı yaşlarda vefat etmiş olmasını dert ederdim. Evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş bir insanın daha uzun yaşaması gerekirmiş gibi düşünürdüm. Sonunda da ’25 yaşında da ölünebiliyormuş, öyle de oluyormuş’ der, geçerdim.

Babamın babasının ve amcasının çok genç yaşta ölmüş olmasından ‘genç ölmenin genetik bir miras olabileceği’ sonucunu çıkarıp, 25- 30’lu yaşlardan sonra hala ölmemiş olmayı ilahi bir lütuf/ kıyak olarak algıladığımı fark ettim. Zaman zaman bunu yakınlarım arasında dillendirdiğim de olmuştu. ‘Babamın ve dedemin iki katı yaşamışım, yeter daa’ dediğim olmuştur.

1999 depreminden birkaç gün sonra ‘Bursa Valiliği’ tarafından alındığı söylenen bir deprem istihbaratı/ uyarısı ile hiç kimsenin evlere girmemesi gerektiği, sokaklarda/ parklarda yatılması gerektiği söylenmişti. O zamanlar Yıldırım’da, Eğitim Fakültesi’nin orada oturuyorduk. Komşularımızın çoğu Yunanistan göçmeni idi. Sokağımızda boş bir arsa vardı. Akşam olunca komşularımız valilik çağrısına uyarak, battaniye, yorgan, yatak.. vs alarak o arsada toplanmışlardı. Bunu da piknik havasına büründürerek yapmışlardı. Buna birkaç gün devam etmişlerdi. Sabah ezanı okununca da kalkıp evlerine girmişlerdi. O günlerde bir sabah, herkes eve girdikten sonra güçlü bir artçı şok yaşanmıştı. Biz o günlerde hiç sokağa çıkmamıştık. Neden çıkmadığımızı soran bir komşumuza: ‘Orası buradan daha iyiymiş diyorlar’ demiştim. Ve ölümden çok ta korkmadığımı anlamıştım.

50 yaşıma ayak bastığım şu günlerde ölüm benim açımdan çok soylu bir şeye dönüşmüş durumdadır. Hele ki, soysuz Fettonun darbe girişimi sonrasında yaşıtlarımdan soylu bir ölüm ile şehid olanları da görünce, ölümü arzular hale bile geldiğim söylenebilir. O gece Bursa’da kendimi sokağa atarken, bir daha geri dönme ihtimalimin çok zayıf olduğu düşüncesi bende büyük bir hafifleme duygusuna sebep olmuştu. Evimden Fomara’ya gidene kadar geçtiğim tenha sokaklar ve caddeler bende ürperti oluşturmuş olsa da ölümden önceki son koridorda yürüdüğüm hissini yaşamıştım. Fomara’ya (Demokrasi meydanı) vardığımda benim gibi aynı hisleri yaşayıp oraya akmış binleri görmüş ve cennetteymişim gibi hissetmiştim.

50 yıl yaşadım, evet. Bugün hayatım sona erecek olsa hesabını, açıklamasını yapmakta zorlanmayacağım ‘net’ bir hayat yaşadığım söylenebilir. Hatalarım, kusurlarım, pişmanlıklarım, günahlarım, başarısızlıklarım... vs olsa da ‘yamukluklarım’ yok diyebilirim. Ölüme hazırım diyebilirim. Orasının buradan daha hayırlı olacağını da biliyor, inanıyorum. Kendi nefsimi aklama peşinde değilim. Ama benim gibi birinden sadır olabilecek hayat kalitesi bundan daha iyi ya da daha kötü olamaz kanaatine varmış bulunmaktayım.

Bir tek şu var: 50 yıllık yaşamımı asil bir ölüm ile taçlandırmak en büyük hayalim ve hatta umudumdur. Bu umuda 15 Temmuz gecesi kapıldım. Sevgili dostum Dr. Murat Baş’ın ölüm güzellemeleri var. Okuyanlar bilir. Hatta ‘Ölüm kursları’ projesi bile vardı. Okuduğumda/ duyduğumda bana çok cazip gelmişti. Hayata ve aslında yaşamın konforuna (Dünya süsüne) çok fazla hırsla bağlı olan ve ölümden kaçan/ korkan insanların bir çeşit ‘Terapy’ edilmesi gerektiğini düşünüyorum. ‘Ölüm var aga. Orası buradan daha hayırlı biliyon nu’ diyordu bir halk filozofu dostum.

Murat hocanın ölüm kursları projesi benim açımdan 15 temmuzda hızlandırılmış olarak bu ülkede uygulandı. Birbirinden kopuk/ habersiz insanlar benzer reflekslerle sokaklarda ölüm dansı yaptılar göstere göstere. Hepimize ‘Böyle de ölünebiliyormuş’ ‘Ölüm imrenilesi bir şeydir’ algısını oluşturan bir kurs…

Bundan 10 sene önce, bir gün gelip ölüm ve şehid güzellemesi, edebiyatı yapacağımı söyleselerdi asla inanmazdım. Ama bugün 15 temmuz gecesi şehid olan insanlara imreniyor ve ‘neden ben onlarla birlikte ölmedim’ diye de hayıflanıyorum.

Benim jenerasyonumun vermesi (belki de sonuca ulaştırması) gereken bir kavga var. 80 li yılların ortasında başlayan bu kavganın şimdi tam ortasındayız. 15 temmuz gecesinden sonra bu kavganın/ savaşın bize ‘Feth-i Mübin’in yanısıra ‘asil bir ölüm’ kapısı da araladığının şuurunda olmalıyız.

Nasıl derler: ‘Allah hepimize hayırlı bir ölüm nasip etsin’ Amin.

 
YORUM EKLE

banner19

banner8