Referandum baharı

Referandum tarihinin 16 Nisan 2017 olarak kesinleşmesi ile birlikte konu hakkında ki tartışmalar birden bire hızlandı. Adeta bir genel seçim havası, yarışı ortaya çıktı. Oysa referandum kararının millet tarafından evet çoğunluğu ile kesinleştirilmesi halinde bile 2019’a kadar mevcut idari yapı varlığını sürdürecektir. Önümüzdeki iki yıl içinde bir değişiklik olmayacak asıl idari değişiklik 2019 seçimleri ile başlamış olacaktır.

Referandum ile halkın onayına sunulan en önemli değişiklik, Başbakanlığın ortadan kaldırılması yetkilerinin tümüyle Cumhurbaşkanına devredilmesi, cumhurbaşkanı seçilecek kişinin hükümeti kurmakla yetkili sayılması, bakanların meclis dışından cumhurbaşkanı tarafından tayin edilmesidir. Cumhurbaşkanına bu yetkilerin verilmesi, bazı muhalefet çevreleri tarafından “tek adam” (diktatörlük) yönetimi olarak nitelendirilirken, Ak Parti ve MHP çevreleri ise bu değişiklik ile artık yönetimde istikrarın sağlanacağı, cumhurbaşkanı ile başbakan arasında geçmişte örneklerinin görüldüğü şekilde yaşanan yetki karmaşasının, iki başlılığın ortadan kalkmış olacağı, bir partinin tek başına hükümet çoğunluğu için yeterli oyu seçimlerde alamayışının yol açtığı koalisyon hükümetlerinin neden olduğu idari sorunların yaşanmayacağı vurgusunda toplanmaktadır.

Türkiye tarihinde de referandum örnekleri dikkat çekicidir. 1961 ve 1982 referandumları, darbe yönetimleri zamanında, sıkıyönetim idaresinde yapıldığı için, sadece evet kampanyasına izin verildiği ama hayır kampanyasına izin verilmediği için aslında ciddiye alınacak tarafı da yoktur. Demokratik özgür ilk referandum 1987’de Turgut Özal tarafından yapıldı. Anayasa ile eski siyasi parti liderlerine on yıl siyaset yapma yasağı öngören maddenin kaldırılıp kaldırılmaması hakkında yapılan bu referandum çok az bir oy farkı ile bu yasağın kaldırılması şeklinde sonuçlandı. Turgut Özal bütün çabasına rağmen bu on yıllık yasağın devam etmesini halka onaylatamadı.

Ak Parti döneminde referandumların sayısı çoğaldı. Nisanda yapılacak referandum için de aslında 21 Ekim 2007 referandumu bir başlangıç sayılır. Çünkü Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören anayasa maddeleri bu referandumda halk tarafından kabul edildi. Dolayısı ile bu günkü değişiklik içinde başlangıç oldu. 2010’da yapılan referandum ile daha çok yüksek yargı organlarının yeniden şekillendirilmesi halk tarafından kabul edilmiş oldu.

Şimdiye kadar yapılan referandumlar da halkın kararı “evet” olarak ortaya çıkmıştır. Nisan 2017’deki referandum için de açıklayıcı bir örnek olabilir. Referandum öncesinde yapılan kampanyalarda elbette önemli ölçüde etkili olacaktır. Teslim edilmelidir ki parlamenter sistem denilen yönetim tarzı Türkiye’de genellikle iyi işlememiştir. Temel sorunların çözümünde yeterli olmamıştır. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında zaman zaman ortaya çıkan yetki uyuşmazlıkları, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer’in dönemlerinde ciddi sorunlara yol açmıştır. Bunun yanı sıra bir partinin tek başına hükümet çoğunluğu elde edemeyişinin ardından ortaya çıkan koalisyon hükümetlerinin karar alamayışları ömürlerinin kısa olması da sorunları ağırlaştırmıştır.

Yönetimde istikrarın sağlanması, doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının hükümet kurmakla yetkili sayılması etkili ve sorun çözen bir yönetim için gereklidir. Referandumda “evet” demelisiniz diye kampanya yürütecek olan tarafından konuyu bu çerçeve içinde tutup kendi seçmenine ve herkese böyle anlatması icap eder. Bu referandum da hayır diyen tarafın ana gövdesini sol kesim oluşturmaktadır. Değişikliğin yasalaşması halinde soldan gelen bir adayın cumhurbaşkanı seçimini kazanması, Türkiye’deki mevcut nüfus yapısı, seçmen eğilimi bakımından neredeyse imkansızdır. PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerinin de hayır kampanyasına destek vermeleri, hayırcı muhalefetin elini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Ancak yine de bu hayır diyenlerin tümüyle “terörist” sayılmasını, hayır diyenlerin teröristlikle suçlanmalarını meşru etmez. Seçmenlerinde nihayet insani vicdani kararları ile evet deme haklarının yanında hayır deme haklarının da bulunduğunu kabul etmek gerekir. Hayır diyenlerin ağır bir suç işlemiş kimseler olarak görülmesi büyük bir haksızlık olacağı gibi “tek adam yönetimi kuruluyor” nakaratını da takviye edecek bir unsur olur. Herkesin seçim hakkına saygı göstermek tek doğrudur. Kişilerin yalnızca kendi seçimlerini hak ve meşru bilirken, kendilerinin uygun görmedikleri tarafı seçenleri suçlaması çok büyük bir yanlıştır. Hak ve özgürlüklerin kaldırılacağı ya da en azından kısıtlanacağı iddialarına yol açmaktadır. Kimsenin böyle bir görüntüye yol açacak şekilde hayır diyenleri suçlamaya hakkı yoktur.

Şimdiye kadar yapılan referandumlar da evet tarafı her zaman galip gelmiştir. Nisan 2017’deki referandum da evet tarafını oluşturan Ak Parti ve MHP’nin son seçimlerde aldıkları toplam oy ise % 63’tür. Bu iki partinin seçmenlerinden evet demeyenlerin de olacağı da hesaba katılsa bile evet oyları toplamının % 55-60 aralığında ki bir yüzde ile bu referandumun sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir. Bu referandum ile yönetim tarzı hakkında ki tartışmalar da sonuçlanmış olacak Türkiye'ye yeni bir bahar gelmiş olacaktır.

 
YORUM EKLE

banner19

banner8