Ramazan bizi sonraki 11 aya mezun eden bir okuldur...

           Bursa İl Müftüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile Ramazan ayı üzerine sohbet ettik.

Ramazan bizi sonraki 11 aya mezun eden bir okuldur...
           Bursa İl Müftüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile Ramazan ayı üzerine sohbet ettik. Ramazanın sosyal hayata ve insana yansıyan yönlerini hocamız ile konuştuk. Hocamız bu konudaki değerli görüşlerini, ağzından huşu içinde tesbih çeker gibi tane tane çıkan kelimelerle dinleyici hiç yormayan o yumuşak üslubuyla bizimle paylaştı. Elbette sohbetin bu yanına şahit olamayacaksınız ama bereketli bir sohbet olduğu kanaatindeyim. Bu bereketten siz değerli okurlarımız da nasiplenir inşallah.

Söyleşi: Mehmet Çağan AZİZOĞLU

Ramazan ayında Müslüman birinin nasıl bir bilinç halinde olması gerekir. Diğer aylara nazaran nelere dikkat edilmeli, Müslümanların ramazana özel nasıl bir şuuru olmalı?

Ramazan ayında tuttuğumuz oruç diğer ümmetlerin de belli şartlarla yerine getirdikleri bir ibadettir. Perhiz de denilir, riyazet de denebilir, bizim gibi belli saatlerde aç kalınması da denebilir. İslam dini oruç ibadetini Müslümanlara ramazan ayında 1 ay olmak üzere tutmaları yönünde Cenab-ı Hakk’ın emri olarak bildirilmiştir. Şartlarını da peygamberimizden öğrendik. Nasıl sahura kalkılır, gün içinde nasıl davranılır, nasıl iftar ediliri peygamber efendimizden öğrenmişizdir. Dolayısıyla ramazan ayında bir Müslüman’ın nasıl bir ruh haline sahip olması konusunda peygamberimizin verdiği ölçüler var. Bunlara baktığımız zaman cevabımızı almış oluruz. Müslümanın orucunu diğer dinlerdeki oruçtan ayıran nokta sahurla kalkılmasıdır. Sahur yapmadan oruç tutmak peygamberimizin arzu ettiği bir şey değildir. Geceleyin bir insanın uykusunu bırakıp da mahmur gözlerle sahura kalkmasında ne ruhaniyet olabilir dersiniz. Biyolojik olarak böldüğünüz uykudan ayağa kalkıyorsunuz. Biz sahuru sabah namazına en yakın olan seher vaktinde yapıyoruz. Seher vakti meleklerin yeryüzünde uyanık olan insanları ziyaret ettiği zamandır, Cenabı Hakk’ın yok mudur affedilmek isteyen, affedeyim, yok mudur rızık isteyen rızık vereyim dediği bir noktada siz ey Rabbim ben uyandım diyorsunuz. O sahur vaktinde bir müminin sofrasında bulunan zeytin peynir ekmek bereketlenir, mübarek hale gelir. İnsan sahuru gerçek manada yaşamadıkça orucunu güzel tutamaz. Oruçtan zevk almak istiyorsa kişi, uykudan uyanacak, karanlığın ışığa en yakın olduğu manevi aydınlıkta sahurunu yapacak. Bu hususta peygamberimiz der ki, bir lokma ekmek bir yudum su dahi olsa sahur yapınız, sahurda bereket vardır. Bereket sofraların donanması değildir, çokluk değildir. Allah’ın mübarek kılması demektir. Az bir şeyin işinizi uzun süre görmesi demektir. Kalkmak zor oluyor deyip geceden yemek yiyip yatmak makbul değildir, gayrimüslimlerin orucuna benzer böylesi oruç. Günlük hayata gelecek olursak: peygamberimiz bizden dilimizin de oruç tutmasını ister; bu manda Allah’ın haram kıldıklarını konuşmamak, kötü söz söylememek, bir insana hoşlanmadığı şeyi söylememek gerekir. Haram kılınmışa bakarsanız göz oruçlu bir bedenin gözü değildir. Bir insan oruç tuttuğu halde diliyle insanları üzüyor, incitiyorsa o kimse sadece aç kalmış olur. Allahın kimsenin aç kalmasına ihtiyacı yoktur. Peygamberimiz iftarda, Allahım ben senin için oruç tuttum, senin rızanı kazanmak, hoşnutluğunu almak için oruç tuttum şeklinde dua ederek ne için oruç tutulması gerektiğini öğretir bize. Zayıflamak için, toksinleri atmak için değil. Oruç sadece Allah rızası için tutulur. Siz çok normal yemenize rağmen oruçla kilo da vermeyebilirsiniz. Bu Allah’ın takdiridir. İftar duası şudur: Ben sadece ve sadece senin için oruç tuttum, sadece sana iman ettim, senin verdiğin rızıkla orucumu açtım. Ben sadece sana hamdediyorum. Bütün gün aç kaldıktan sonra birilerine çatmayan, sitem etmeyen Müslümanın halidir bu aynı zamanda. Sabır gerekir. Oruç bizi meleklerin seviyesine yükseltir. Melekler kızmaz, kötü söz söylemez, harama bakmaz. Tıpkı oruçlu olan bir insanın prototipidir melekler. Allah istiyor ki oruçla melekleşen bir insan olalım. Şeytani özelliklerimiz nefsi doyurdukça azdığı için oruçla bunu kontrol edersiniz. Her geçen gün yeme iştahı ve şehvetinizin azaldığını görürsünüz.

Yanı başımızda İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin bir çilehanesi var. Hazret çilehanesine kapandığında çilesinin artık son günlerinde birkaç tane zeytin ve su ile bir gününü geçiriyormuş. Organizma döner mi bununla? Belli bir süre sonra dönmeye başlıyor. Manevi değerler yükselince, maddi istekler düşüyor yani.

Buraya kadar yaptığınız açıklamalarda bu soracağım sorunun cevabını verdiniz aslında ama ben daha da belirginleştirmek için yine de soracağım. Oruç tutmakla biz neyi tutmuş oluyoruz aslında?

Aslında bizi oruç tutuyor. “Savm” kelimesini Türkçeye aktarırken başka karşılığı olmadığından tutmak diyoruz. Namaz kılmak, hacca gitmek, zekat vermek… Oruç kılmak diyemiyoruz mesela. Oruç devamında gelecek kelime olarak tutmak fiili uygun oluyor. Fakat doğrusu oruç bizi tutuyor. Oruç bizi kötü sözden tutuyor, haramdan tutuyor. Haddizatında eğer oruç bizi çok yemekten tutmuyorsa biz orucu iyi tutamıyoruz demektir. Bu sebeple iftarlarımız asla israfa dönüşmemeli. Bu çok önemli. İsrafa dönüşen bir sofranın sakinleri oruç tutabilmiş değillerdir. Öyleleri zorunlu bir diyet uygulayıp da bir süre sonra kendilerini aşırı mutlu eden bir faaliyet icrasındadırlar. Eğer orucu tutmuş olsaydık oruç bizi o israfa düşmekten tutup koruyacaktı. Bakın fidye diye bir olay var. Oruç tutamayanlar için de Allah bir kolaylık sağlamış, ilaç alan, hasta ve yaşlı olanlar için fidye verilir. Fidyeyi muhtaç olana veririz. Burada Allah bizden, oruç tutamıyorsak bile verdiğimiz fidye ile orcunu rahat tutması için fakiri desteklememizi istiyor, varlığımızı paylaşalım istiyor. O bakımdan orucumuzu iyi tutmanın sırrı orucun bizi tutmasıdır.

Ramazan ayını geride bırakan bir Müslüman’ın önünde 11 ay var. Ramazan ayı bir Müslümana önündeki 11 ayı nasıl yaşaması gerektiği noktasında neler öğretiyor?

Bizi Ramazana hazırlayan 3 aylar diye manevi bir süreç var. Bundan sonra Ramazan bitti; ibadetten yana özgürüz, rahatız… Mesele bu değildir. Şevval ayında 6 gün oruç tutarak büyük bir sevap kazanacağınız bir imkana kavuşursunuz. Ey Rabbim, güzel bir Ramazan geçirdim ama ben sana halen kulluğumda ısrarlı olan bir kulum deme fırsatıdır bu. Şevval ayında kulluğunuzu bırakmıyorsanız, Ramazan sizi hazırlamış demektir. Zilkade ayı ve devamında Zilhicre ayında kurbana eriyorsunuz. Devamında önemli geceler, kandiller ve tekrar 3 aylar geliyor. Müslümanın hayatında aslında dünya hayatımızdaki toplam kalite anlayışını devam ettirmemiz gerek. Toplam kalite ödülü almanız için her kontrolde belli bir seviyenin üzerinde bir artış ve bunda da süreklilik gereklidir. 12 ay boyunca yapılan tetkiklerde hep aynı seviyede olmanız gerek, kulluk böyledir. Her Ramazan bizi en yoğun haliyle diğer 11 aya mezun eden bir okuldur.

Müftülük olarak Ramazana özel hazırladığınız programlar var mı?

Biz müftülük olarak, Bursa Müftülüğü Tasavvuf Musikisi Korosu kurduk; 3 imamhatip 16 müezzinden oluşan arkadaşlarmızın çok orijinal bir çalışması olacak. Enderun usulü teravih ve Cumhur müezzinliği olacak. bu kavramlar belki günümüz insanına yabancı gelecek kavramlardır ama bunlar 70- 80 yıl önce özellikle İstanbul’da bazı önemli camilerde icra edilen bir teravih kılma ve kıldırma şeklidir. Her 4 rekatta farklı bir makamla namaz kıldırınca, insanlarda bu makamların farklılığından yana oluşan bir  rahatlık teravihin hızlıca bittiği izlenimi veriyor. Osmanlı ecdadımız irfan ehli kimseler. İnsanlar diyelim ki teravihe geç kaldı ise okunan makamdan hangi rekat olduğunu anlıyor. Çünkü sıralama var teravihte okunan makamlarda. Rasttan başlayıp, saba, evic, sonunda acemaşiran makamıyla biter. Ramazan ilahilerinin hepsi acem aşiran makamındadır. Bu geleneği inşeallah 22 camide uydulamayı planladık, Bursa merkez ve ilçeler olmak üzere. Bu camilerde ekibimiz mahalle camisine de konuk olacak büyük camilere de konuk olacak Bursa’yı gezmiş olacak Belki de bir ilçemiz ilk defa enderun teravihine tanık olacak.

İkincisi biz Bursa olarak itikaf denen bir dini geleneği yaşatmak ihya etmek canlandırmak istiyoruz. İtikaf aslında kadim bir peygamber geleneğidir. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk Hz. İbrahim’e hitaben  “Ey İbrahim, sen ve İsmail benim beytimi (Kabe-i Muazzama’yı)gelip burada itikafa girenler için temiz tutunuz. “el-Akifin” diye geçer. Mu’tekif bununla aynı anlamdadır. İtikaf ehline hizmet peygamberlere verilen şerefli bir görev iken itikafa girenlere hizmet için ecdadımız yarışmış. Ama gelgelim biz öyle bir zamana gelmişiz ki itikafın ne olduğunu bilemez hale geldik. Ben bundan birkaç yıl önce bu konuyu konuk olduğum TVlerde anlattım. Bana her defasında bunu hiç duymadık dediler. Ben çocukluğumda itikafa giren bir amcayı dedeyi hiç görmedim. Modern insan sıkıntılı, stresli. Ramazanın manevi ikliminden faydalanmak istiyoruz. Bu son 10 gün bu kadim peygamber geleneğinin, peygamberimizin sünnetinde formüle edilmiş halidir. Hz. Musa 30- 40 gününden bahsedilir. Hz. Meryem’in Hz. Zekeriya’nın uzun süreler itikafa girdikleri biliniyor. Müftülüğe başladığım dönemde, biz geçen yıl girmek istedik ama bize izin vermediler diyenler oldu. Ben aslen din eğitimi ana bilim dalında çalışan bir akademisyeniyim. İnsanların dini tecrübe yaşamaları çok önemlidir. Bir yerde bir ibadetinizde ürperiyorsanız bu elektrik sizi çok canlı tutar. O sebeple ibadette bir anlık cezbe 1 saatlik ibadete bedeldir derler. Elektrik olmazsa olmaz, o ürpertiyi yaşamak için konsantrasyon gerekir. İtikaf aslında insanın gönül dünyasına yolculuğudur. Yalnız başımıza kalamıyoruz ki. Biz tesbit ettiğimiz 35 camide itikaf imkanı sunacağız. İlçelerimizde adresleri tespit ettik.

Ramazanla birlikte camilerimiz şenleniyor. Ramazandan sonra aynı durum pek kalmıyor. Müslümanın camiyle ve caminin hayatla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Caminin yaşanan sosyal hayatla canlı bir iletişimi var mı?

Takdir edersiniz ki caminin değil de caminin görevlisinin var mı diye sormak lazım. Camiler fiziki mekanlardır. Tespitlerim şu yöndedir:  Eğer bir din görevlisi cemaatinin psikolojisini okuyabiliyorsa, onun cemaati sonuna kadar hiç düşmüyor. O bakımdan sizin her hal u kârda çok iyi bir din görevlisi olmanız gerekiyor. Bu olmazsa olmuyor. Cami cemaati düşen her cami imamla cemaat arasındaki iletişimin koptuğu yerlerdir. Ramazandan sonra devam etmiyorsa böyledir. Bunun sebeplerinin bir kısmı elimizde olan sebeplerdir.

Hocam son olarak sormak istiyorum engellilere yönelik nasıl bir çalışmanız var?

Üniversitede engellilere yönelik tezler yönettim, makalem ve tebliğim de var bu konularda. İnsanın Allaha kulluğunda hiçbir engel yoktur ve olmamalıdır. Olmamalıdır kısmını da engelsiz olanlar gerçekleştirmelidir. Geçen yıl Ulucami’ye tekerlekli sandalye ile girilmesi için rampa hazırladık. İşitme engelliler için hutbeyi tercüman vasıtasıyla aktardık. Ulucami ve Orhan camisinde bunu uyguladık. Öğrenmek isteyen din görevlilerimize işaret dilini öğrettik. Ayten Bozkaya sipastik engelliler okulu ve rehabilitasyon merkeziyle de işbirliği yaptık. Engellilerin değil de ailelerinin rehabilitasyona ve rehberliğe ihtiyacı vardır. Onları motive edebilirsek, sabır noktasında yanlarında olursak çözüm buluruz. Tarihte bazı önemli şahsiyetlerin de engelli olduğunu, bu durumun dünyevi bir sınav olduğunu anlatınca insanlar rahatlıyorlar. Engellileri algılama noktasında bir yanlış yapılıyor. Sanki günah işledi de Allah kendilerine ceza verdi gibi algılanıyor aileler mesela engelli çocuklarını. Allah’ın takdiridir, Allah’tan gelen bir şey olarak kabullenmek gerekir durumu yoksa bu bir ceza değildir. Bu konularda insanları doğru bilgiyle donatmak gerekir. Engelli bireye, anne babasına ve çocuklarına da destek olmak gerekir.

 

Teşekkür ediyorum hocam…

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2013, 23:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8