Şimşek uyardı: 'MSG alışkanlık yapar'

 Harun Şimşek, gıda yüksek mühendisi… Almanya’da yaşıyor. Aslen Bursalı. Malatya İnönü Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden

Şimşek uyardı: 'MSG alışkanlık yapar'
 Harun Şimşek, gıda yüksek mühendisi… Almanya’da yaşıyor. Aslen Bursalı. Malatya İnönü Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Almanya’da yüksek lisansını tamamlamış. Orada helal gıda ve gıda katkı maddelerini üzerine çalışmaklarına devam ediyor. Harun Bey’in “A’dan Z’ye Hayvansal Kaynaklı Gıda Maddeleri” ve “Gıda Katkı Maddeleri Rehberi” adlı iki güzel kitabı da var. Canan Güleç ile birlikte Harun Bey’in kitaplarını inceledik ve alanındaki yetkinliğini fark edince kendisiyle bir söyleşi yapmak istedik. Gazetemize davet ettik Harun Bey’i. Bizi kırmadılar ve teşrif ettiler. Harun Bey ile insanların son zamanlarda her zamankinden biraz daha fazla hassasiyet gösterdikleri gıda katkı maddeleri üzerine sohbet ettik. 

Röportaj: Mehmet Çağan Azizoğlu- Canan Güleç

Hazır gıdaları bu kadar alışkanlık haline getirmeyelim. Yapılan istatistik sonuçlarına göre yılda %75 hazır gıdalarla beslenen bir kişi 5 kilogram katkı maddesi tüketmiş oluyor.

M. Çağan Azizoğlu: Öncelikle bize Gıda Katkı Maddeleri’ni (GKM) açıklar mısınız; GKM nedir?

GKM bir besin değildir. Vitamin, mineral bunlar GKM olarak geçmez. GKM’ler çeşitlidir. Bunlar hayvansal olabilir, bitkisel ve kimyasal veya sentetik olabilir. Bu kaynaklardan elde edilen ve ürünün çeşitli özelliklerini geliştirir. Bunlara mesela ürünün rengini geliştiriyorsa renk maddesi veya tadını arttırıyorsa tat maddesi veya ürünün raf ömrünü uzatıyorsa koruyucu katkı maddesi diyoruz. Yani bu maddeler farklı alanlara ayrılırlar. Ve buz katkı maddelerini “E” harfi ile sınıflandırıyoruz. Yani maddede E harfi ve ardından kodu yazar. Mesela “Pektin” bu bitkisel bir jelleştiricidir ve elmanın, ayvanın kabuğundan elde edilir. Eğer bir gıdanın içinde Pektin maddesi varsa o gıdayı satan firma ya bunu olduğu gibi yazmak zorunda ya da onun kodu olan “E440”’ı yazmak zorunda. Üretici firma ikisinden birini yazmak zorunda. Peki etiketin üzerinde ürünün içinde olan bazı katkı maddeleri yazmıyorsa ne yapacağız? Bu bir komplo teorisidir. Kafamızı bunlarla meşgul etmememiz lazımdır. Yasal olarak bir E numarası kullanılıyorsa şirket yazmak zorunda biz bu şekilde güven duymalıyız. Ayrıca burada devletin ilgili birimlerinin kontrolleri devreye giriyor. Biz tüketici olarak bakıyoruz bir E numarası var. Varsa ne yapacağız? Mesela E 620 yazıyor biz bunu bilebilir miyiz? Bilemeyi elbet. Yapmamız gereken bunu kodun anlamını gerçek merak ediyorsak kitaplardan bakmaktır veya internetten kontrol etmek.

Bizleri bu GKM’ye zorlayan şey nedir, neden hayatımızda var bunlar?

Hemen renk maddelerinden başlayalım açıklamaya. Renk maddeleri olmasa gıdalarımız renksiz olacak... Meyveli yoğurdu ele alalım. Çilekli bir meyveli yoğurdun belli bir kısmı yoğurt diğer bir kısmı da meyveli. Dikkat edersiniz böyle bir yoğurtta meyve oranı %3-%8 aralığındadır çok fazla meyve yoktur yani. Ama meyveli yoğurdu açtığınız zaman kırmızımsı renk sizi cezbeder. Yani normal yoğurda karışsa onu bile kıpkırmızı yapar. Düşünürseniz bu kadar kırmızılık çilekle bile sağlanamaz. İçine çok fazla çilek konulması gerekir. Çilek pahalı bunun yerine firma renk maddesi kullanıyor. İkincisi aroma katıyor. Çilek aroması katıyor ve çilek tadını arttırıyor. Zannederim o yoğurtların içerisinde bir çileğin dörtte biri kadar bir çilek vardır. Geriye kalan aroma ve renk maddesidir. Çilek kullanılsa çilek hafif olgunlaşmaya ve çürümeye başladığında kahverengileşiyor normal çilek kullansa renk kıpkırmızı olamayacak. Tüketici üreticinin talep ettiği şeyi yapıyor. Mesela burada elmalı şekeri düşünün onun kırmızısı çeker sizi veya pamuklu şekerin pembesi… Pamuklu şeker beyaz olsa pek bakmazsınız. Dolayısıyla şirketler göze hitap etmek istiyor. İlk bakış çok önemli o sebeple ambalajı da böyle çok cicili bicili yapıyorlar. Bir tanesi bu bizi zorlayan gerekçelerden. İkincisi de koruma amaçlı. Bazı gıdalar kısa sürede bozuluyor. Eğer bu ürünler için koruyucu madde kullanmazsanız bunların uzun bir raf ömrü olmuyor. Dolayısıyla bir gıdanın raf ömrü ne kadar uzarsa üretici için bu durum o kadar iyi. Lezzet arttırıcılar var; Monosodyum glutamat (MSG) mesela. Buna biz “Umami” beşinci lezzet diyoruz. Bu ekşimsi, peynirimsi ve domatesimsi bir tat bu. Bu glutamat bir aminoasit. Kimyasal yoldan da elde edebiliyorlar glutamatı. Bu madde hazır çorbalarda, et sularında kullanılıyor, çerezlerde kullanılıyor. Lezzeti artırmak için elbet. MSG ağzınızdaki lezzet alma birimlerini çalıştırıyor ve daha fazla yeme ihtiyacı hissediyorsunuz. Peki bu madde tehlikelimi? Bunun üzerine yapılan çalışmaklar var. Dozu arttıkça sağlık problemlerine sebep verebiliyor. Çalışmalarda MSG’nin yüksek miktarda alındığında kansere sebep olduğunu belirlemişler ama miktarı çok yüksek olursa. Hatta Asya ülkelerinde mesela Çin’de biz nasıl tuz kullanıyorsak onların da sofralarında MSG var. Bunu tuz gibi yemeklerine katıyorlar. Yani Çinliler bunu bizden dört beş kat daha fazla kullanıyorlar. Eğer bir kanser vakası olsaydı zaten Çin’de bir şekilde bu son 20-30 yılda gözlenirdi. Fakat bu maddenin bazı kişilerde alerji yaptığı söyleniyor. Ama %100 ispatlanmış bir çalışma şu an için yok.

Hayatımızda kendisinden kaçamayacağımız bu kadar katkı maddesi olunca artık şu soru gündeme gelir o halde: ‘Doğal’ nedir; biz “doğal gıda”yı nasıl tanımlayacağız?

Güzel bir soru sordunuz gerçekten. Doğallığın tanımına bakmak lazım ama bana göre doğal gıda şu anda.  Doğal gıda dışarıdan kendisine herhangi bir müdahale olmamış gıdalardır. Bundan 200 yıl önce tarımda böcek ilaçları yoktu. 200-300 yıl önce toprakta doğal olarak yaşamını sürdüren bazıları çürüyen bazıları bozulan, bazen de farklı farklı renklerin oluştuğu bir domates düşünün. Yani günümüzdeki gibi pürüzsüz kırmızı renkli değil de hafif yeşilimsi sarımsı ve kıvrımları olan bir domates düşünün…

Göz mideden daha fazla mı haz veriyor yani?

Evet göz mideden daha fazla haz veriyor. Gözden sonra mideye gidiyor gıda. Fakat şu anda gitgide doğallıktan uzaklaşıyoruz. Neden? Sütümüz, ayranımız doğal değil. Neden doğal yem verilmiyor? Doğal yemle, otla beslenen bir hayvanın sütü ne kadar doğal olabilirse işte o kadar doğal oluyor. Her şeyin doğal olduğu büyük bir çiftlik düşünün. Hayvanların doğal yemle beslendiği çiftlikler. Aslında turizm için bile ne kadar güzel olur. Etinizin, sütünüzün doğal olduğu sebzenizin ilaç görmeden doğal olarak yetiştiği bir tatil köyü…

Yani bu tatlandırıcılar v.s. gıdanın doğallığını bozuyor?

Evet; doğallığını bozuyor!

Peki, bu katkı maddelerinin olmadığı bir hayat mümkün mü?

Hayır; mümkün değil açıkça söylemek gerekirse. Mesela sucuklarda nitrat kullanımı çok tartışılıyor. Nitratsız sucuklar da var. Ben bir sucuk firmasını ziyaret ettim Nitrit kullanmadan başka, doğal koruyucu madde kullanmışlar. Yani biz nitrat ve nitrite muhtaç değiliz. Ama nitrat ve nitrit de mikrobiyel bozulmayı önlüyor. Bunun kullanılmasının en büyük amaçlarından bir tanesi insan sağlığını korumak. Kullanılmadığı zaman bakterilerin üremesine sebep oluyor. Bir de tabi ürünün rengine etki ediyor.

Biz Müslümanlar için helal ve haram sınırı çok önemlidir. Siz Türkiye’de gıda sektörünün bu hassasiyete göre dizayn edildiğini düşünüyor musunuz?

Şirketler, helal gıda sertifikası almış şirketlerin ürünü helal de bizimkisi haram mı diyorlar. Olabilir. Neden? Çünkü biz katkı maddelerimizin birçoğunu yurt dışından alıyoruz. Dolayısıyla da helal haram hassasiyete önemli. Biz tüm katkı maddelerimizi burada üretsek kontrol biz de olacaktır. Ama jelatini mesela büyük firmalar Brezilya’dan alıyor. Brezilya’da helal jelatin nasıl üretiliyor? Yahut Almanya’dan alıyorlar bu büyük firmalar jelatini. Fakat bu yurt dışı firmaları helal ve harama ne kadar dikkat ediyorlar? Bu bir sorun. Türkiye’de benim yaptığım araştırmalara göre Helal Gıda Birliği’nin yirmiye yakın firmaya verdiği sertifika var benim yaptığım araştırmalara göre. TSE’nin 100 GİMDES’in de 200. Yani Türkiye’de 400-500 tane helal gıda sertifikası almış firma bulunmakta. Ama bunun haricinde binlerce ürün var. Türkiye’deki insanlar ne yapacak; helal gıda sertifikası almamış bir firmanın ürünlerine nasıl yaklaşacak? Amerika’da gıdaların %80’ine yakınında KOSER sertifikası vardır. Bunların yaklaşık yarısı Amerika’da yaşamakta. Amerika’nın nüfusunu 200 milyon.  Yahudilerin Amerika nüfusuna oranını düşündüğünüzde bir avuç insan için Amerika’da sertifika verilmekte.  Ama Türkiye ‘de 70 milyon insan yaşıyor ve bu insanların %99’u Müslüman’dır diyoruz. Dolayısıyla bu yaşayan insanların ürünlerinde neler olup olmadığını bilme hakkı var. Türkiye’deki firmaların sertifika veren bir kuruluş tarafından denetlenmeleri çok önemli. Setifika veren kuruluşlar dışarıdan kuruluşlar parasını alıyor ama işi gereği gibi yapıyor. Analiz yapıyorlar mesela.  Firma bu normalde bu analizi yaptırmaya bilir. Neden ben bu kadar para vereyim ki diyebilir. Ama bu kuruluşlar analiz yapıyor ve ve firmayı denetliyor. Bu olmadığı müddetçe helal olmayan firmalara şüpheyle bakılabilir. Çünkü denetlenmemiş. Kullandığı katkı maddelerinde alkol var mı yok mu; ürünleri helal mi? Neye göre bilebileceğiz bunları. Mesela Coca Cola’ya biz Almanya’da ürünlerinizin aromasında ne var diye sorduk. Lütfen bize aromanızın ne olduğunu söyleyiniz. Alkol var mı söyleyiniz. Bize söyleyemeyiz dediler. Söylemezseniz ürünü şüpheli hale getiriyorsunuz. Bilmediğim bir şey içiyorum bu durumda. Bu firmalar Türkiye ve Arap ülkeleri başka bir konsantrasyon kullanıyor olabilir. Eğer böyle bir durum varsa bilelim. Fakat içeriğini açıklayamıyorlar. Müslüman bir tüketici ben nasıl güveneyim de içeyim, diyor.

Canan Güleç: Hazır konu buraya gelmişken Türkiye’deki asitli içeceklerdeki durum nedir?

Mesela Uludağ gazozda E104 var sarı bir renk maddesi. Bir de kırmızı renkli bir içeceğinde var o da E124 olması lazım. Bu renk maddeleri tamamen sentetik olarak elde edilen maddeler. Ve bunlar çocukların konsantrasyonuna olumsuz etki yapabiliyor. Ben başka bir içecekte farklı bir renk maddelerinin kullanıldığını gördüm ben. Yani bu olumsuz duruma neden olmayacak farklı renk maddeleri var.

M.Ç.A: Bu kimyasal renk maddeleri neden tercih ediliyor?

Kimyasal renk maddeleri sıcaklığa dayanabiliyor. Doğal renk maddeleri var. Mesela yeşil istiyorsanız bu ıspanakta var. Havuçtan deniz ürünlerinden bu maddeler üretilebilir. Pancardan kıpkırmızı bir renk üretilebiliyor. Fakat bunlar ısıtmayla parçalanıyorlar ve o kırmızı renk kahverengileşiyor. Aslında gıda üreticileri de bir şekilde bağlı. Kimyasal daha dirençli hale getirilebiliyor. Ama alternatif de bulunması gerekiyor. Çünkü bir şey zararlı ise onun da alternatifi bulunmalı.

C.G: Türkiye’de başka firmalarda benzer durumlara rastladınız mı? Ne yiyoruz ne içiyoruz neye dikkat etmemiz lazım?

Öncelikle dediğim gibi kimyasal renk maddelerine dikkat etmemiz gerekiyor. Müslümanlar için önemli başka bir madde jelatin. Bir ürün içerisinde jelatin yazıyorsa bunun kaynağı ne? Buna dikkat etmeliyiz. Bunun yanında içeceklerin birçoğunun aromasında alkol kullanılıyor. Mesela Avusturya’da biz sorduk, bunların hepsi sorulmuş olduğu için ben söylüyorum, www.helal-gidalar.com yazın orda firmalardan mektuplar var. Orada Avrupa’dan firmaların bize gönderdikleri mektupları yayımlıyoruz. Mesela Avusturya’da Red BulL’u sorduk, aromasında alkol var mı dedik; var dediler. Bu durum takvaya dikkat eden şüpheli şeylerden uzak duran bir Müslüman için bir problem. Son zamanlarda kafeinli içecekler var. Red Bull ve cinsi kafeinli içecekler. Bunlara ihtiyacımız aslında yok. Yani kafeinli içecekler biraz daha sinir sistemimizi etkileyerek bizi canlı tutuyorlar. Bu canlılığı sağlamak için de enerji içeceklerini içmeye ihtiyacımız yok. Bir Türk kahvesi aynı etkiyi sağlıyor. Kahvede 250mg kadar kafein var; bu da enerji içeceklerinden daha fazla. Muhtaç değiliz biz endüstri ürünlerini tüketmeye. Cips mesela. Sonuçta bir patates kızartması. Cipsin içerisinde birçok yağ var. Yağlı bir ürün o. Bir ürünü alırken bir de besin değerlerine bakalım. Mesela süt alırken %3,5 yağ oranı var diyor birisinde de %1,5 diyor. Bu şu demektir 1 litre süt içtiğim zaman birisinde 35 gram tereyağı yemiş oluyorum sütle beraber diğerinde 15 gram. Çünkü sütteki yağ tereyağı. Bir de şeker oranlarına dikkat edelim. 1 litre kolalı içeceklerde 35-37 adet küpşeker bulunuyor. Yani litrede 120 gram şeker. 1 litre kolalı içecek içtiğiniz zaman 120 gram şeker tüketmiş oluyorsunuz. Özellikle şunu diyorum içecekler konusunda: Reklamlarda son zamanlarda görüyorsunuz kolalı içecekler her 2 dakikada bir çıkıyor. Kolalı içecekler yani gazlı içecekler bizim iftar sofralarımızın geleneksel bir içeceği değil ki. Sanki geleneksel yüzyıllar boyunca içtiğimiz aileleri bir araya getiren içecekmiş gibi tanıtılıyor. Bizim genel içeceğimiz şerbettir. Karanfil, meyan kökü, gül, demir hindi olmak üzere onlarca çeşidi olan şerbetler.

C.G: Aynı firmalar Ramazan şerbeti de üretiyor…

Doğru ama ne kadar tüketiliyor. Ama onların reklamı yapılmıyor. Ben görmedim. Yapılıyorsa da daha az yapılıyor. Dolayısıyla biz geleneksel içeceklerimizden uzaklaşmışız. Ne yapabiliriz. Su bizim en doğal, en sağlıklı içeceğimiz.

Meyve suları var mesela. Onlarla da ilgili şöyle bir durum var: Aromalı meyve sularını ben asla alıyorum. Onların üzerinde %5 meyve içerir diyor mesela… Peki, %95 ne? Dolayısıyla ben meyve sularını alırken %50’yi geçmesini istiyorum. Ama her meyve suyunda olmuyor tabi bu. Kirazda %35. Meyve oranı en yüksekleri hangisi ise onu alıyorum. Onu da yarı yarıya su ile karıştırıyorum. Onda da şeker var çünkü. Suyla karıştırabilirsiniz veya maden suyu ile.

Bir gıdayı alırken ne kadar yağ, tuz ya da şeker içeriyor. Bu üçü önemli.

C.G: Süt ürünleri ile ilgili şunu sormak istiyorum. Uzmanlar diyorlar ki süt ürünlerinin içindeki yağ oranın azaltılması demek o süte katkı maddeleri katılması demek olduğunu söylüyor…

Yok, tamamen yanlış bir düşünce. Süt firmaya geldikten sonra pastörize ediliyor. Daha sonra homojenize ediliyor yani yağlar alınıyor. sütün yağını ayıran makineye biz seperatör diyoruz. Yağ üste kalıyor ayrılıyor o makinede alttan da süt ayrılıyor. Yağ da tereyağ üretiminde kullanılıyor. Yani sütün içerisine kesinlikle koruyucu bir madde girmiyor. Süt içerisine koruyucu madde girmeyen ürünlerden bir tanesidir. Konulması da yasaktır. GKM kullanılmayan bazı gıdalar vardır, bunlar süt, su, bal, un, makarna, sıvı yağlar ve şekerdir.

M.Ç.A:Peki, halk kendi dünya görüşünü, sağlığını ilgilendiren böyle bir konuda nasıl  olacak da daha detaylı bilgi alacak; sadece paketin üzerine bakarak her şeyden emin olabilir mi?

Yurt dışında bu konuda çalışmalar bir hayli iyi. Mesele Almanya’da bu konuda çalışan bir dernek var. Bu dernek herhangi bir firma mesela çocuklara çok yaramayacak bir ürün çıkarıp onu çocuklar için cazip hale getirdiğinde bu dernek hemen o firmaya bir yazı yazıyor ve benim arkamda 20 bin tüketici var ve onlar böyle bir ürün tüketmek istemiyorlar diyor. hatta birçok firma bu tepkilere maruz kaldığı için ürünlerini değiştiriyor. Şimdi birincisi teker teker bireylerin fazla gücü yok. Ama bir araya geldiklerinde bir güç olur. Türkiye’de tüketicinin hakkını ve sağlığını koruyan derneklere ihtiyacı var. derneklerin de ne kadar çok tüketici sayısı artarsa onlar o kadar güçlü hale geliyorlar. Mesela Almanya’da bu konuda her eyaletin tüketici danışma hattı var.

M.Ç.A:Devlet ne kadar bu denetimlerin içinde size göre?

Devletin kendi laboratuvarları var ama kendi içinde nasıl çalışıyor bilemiyoruz. Çünkü çalışmaları yayımlamıyor. Devletin düzenli olarak bu konuda yapılan çalışmaları yayımlaması gerekiyor. Yine Almanya’dan örnek verecek olursak, orada devlete bağlı laboratuvarlar gidip marketlerden numune alıyorlar. Bu ürünleri analiz ediyorlar ve bir problem varsa aldıkları ürünle alakalı hemen devreye giriyorlar. Ve bunları yayımlıyorlar fakat isim verilmiyor. Eğer insan sağlığını direk ilgilendirecek bir durum varsa o zaman A firmasının şu ürünlerinden sakının diyorlar.

C.G: Katkı maddelerinin alışkanlığa dönme riski olur mu?

Katkı maddelerinin bağımlılığa dönme gibi bir durumu yok birçoğu sentetik olarak üretiliyor. Lezzet artıcılar buna sebep olabilir ama. Bağımlılığı bir sigara gibi değildir mesela. Şunu diyorum ev hanımlarına: Çocuğunuzu olabildiğince doğal gıdalarla besleyin. Meyveli yoğurdunuzu kendiniz yapın. Daha fazla meyve kullanarak meyveli yoğurt yapabilirsiniz. Hazır gıdaları bu kadar alışkanlık haline getirmeyelim. Yapılan istatistik sonuçlarına göre yılda %75 hazır gıdalarla beslenen bir kişi 5 kilogram katkı maddesi tüketiyor bu hazır gıdalardan. Dolayısıyla da şöyle bir problem var: katkı maddeleri teker teker inceleniyor ve deniyor ki bunların insan sağlığına zarar etmeyen miktarı şudur. Yalnız ben 316 tane katkı maddesini 1 yıl içerisinde alıyorsam bunların hepsi etkileştiğinde bana verecekleri zarar nedir? Maalesef bununla ilgili hiçbir çalışma yok. Asıl problemde burada.

M.Ç.A: Ben ekmeği merak ediyorum; sadece un, tuz, maya, sudan oluşan bir ekmek yiyemez miyiz?

Alında yenilebilir. Maalesef böyle bir ekmek kötüymüş gibi gösteriliyor. Yıkardır yediğimiz ekmek de beyaz undan yapılmış ekmektir. İnsanlar bu ekmeği yedikleri için klinik vakalar da görülmüyor. Ama meseleye besin değeri açısından bakacak olursak tam buğday ekmeleri kullanılsa ve buğday çavdarla zenginleştirilse bu maddelerle beraber ekmek daha zengin hale gelecektir.

M.Ç.A: Ekmekte de katkı maddeleri var…

Ekmekte de katkı maddeleri var. Özellikle kimyasal renk maddeleri var. Ekmeği beyazlatmak için kullanılan kimyasal maddeler vardır. kimyasal renk maddelerinin kullanımı yasak. Böyle bir tehlike var. Ekmekte de katkı maddesi kullanılıyor. Ben bir ekmek firmasında çalıştığım için biliyorum. Ekmek firmalarına karışımlar hazır halde geliyor. Karışım yapan firmalar var. bu firmalar karışımı hazırlayıp ekmek firmalarına gönderiyor. Ama bunları da tüketicinin isteklerinden dolayı oluyor. Yani bu katkı maddelerinin kullanılması.

C.G: Bu katkı maddelerini vücudumuza aldık. Bunların etkileri ne zaman ortaya çıkar?

Etkileri uzun zaman sonra ortaya çıkar. Kısa sürede katkı maddeleri alerjik etki gösterebiliyor. Mesela kükürt dioksit katkı maddesi alerji yapabiliyor. Bu madde kuru kayısının sarartılmasında kullanılıyor, astım hastalarını olumsuz etkiliyor bu madde.

C.G: gıdaların içeriğini konuştuk hep. Bir de gıdaların ambalajları ve mesela plastik kaplar var. bu konuda ne söylemek istersiniz?

Bir plastik maddeden gıdaya geçiş olabilir ama bunlar çok ince analizler. Buların yapılıyor mu? Daha katkı maddeleri problemini çözemedik ki bunlara gelelim. Bir plastik ambalaj malzemesini uzun süre kullanmayın diyoruz. Mesela arabanızda 1 yıl aynı pet şişesini kullanmayın. Burada bizim biraz daha aktif bir tüketici olmamız ve sürekli sormamız gerekiyor.

C.G:Peki, yut dışındaki tüketiciler nasıl?

Yurt dışındaki tüketiciler gayet bilinçli. Bir sorun olduğunda gerekli yerleri hemen uyarıyorlar. Ben burada da böyle olduğunu düşünüyorum. Devletin kurduğu telefon hattına çok fazla telefon geldiği söyleniyor. Ama dediğim gibi devletin çalışmalarını yayımlaması gerekiyor. Sonuçta bir birim var onu değerlendirilmesi gerekiyor. Tüketici dernekleri var birkaç tane İstanbul’da ama buların sayısının daha da artması gerekiyor.
Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2013, 23:06
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24