Satır aralarından isyan çığlığı yükselen Afgan: Khaled Hosseini

Khaled Hosseini’nin ilk romanı olan Uçurtma Avcısı büyük ses getirmişti ve New York Times’ın en çok satanlar listesinde yer almıştı. İşte bu listelerde yer alan pek çok kitabın hayal kırıklığı uyandırması nedeniyle ben de yazara sırtımı çevirdim elbette. Ama işte olanlar da o listeden sonra başlıyor; beni Hosseini’yi okumaktan soğutan liste onu da yazmaya itiyor bütün bütün, doktorluk görevini bırakan yazar kendini tamamen yazmaya adıyor. Sadece yazmaya da değil, Afganistan topraklarına adıyor tamamen, 2006 yılında Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı tarafından İyi Niyet Elçisi olarak seçilen yazar Afganistan halkına insanı yardım sağlayan ve asla kazanç amacı gütmeyen Khaled Hosseini vakfını kurarak yazarak yaşamaya ve yaşatmaya başlıyor.

Canan GÜLEÇ

Ön yargıları kıramamaktan yana dertlenirken hep toplumun eğitimden ve okumaktan uzak kesimini, ataerkil ve muhafazakar geleneklerin kördüğümünde kaybolanları örnek veriyor, kınıyor, eleştiriyoruz.

Peki ya biz? Azıcık aydın olduğunu kendine için için söyleyen biz kuralcı okurlar hiç mi önyargılı değiliz acaba?

Hakkında çok fazla övgü olan, çok satanlar listesine giren, medyada (ki bu satırları da şimdi bir medya yayını için hazırlıyorum) sıkça gündeme gelen kitapları, filmleri popüler kültürün çerezi olarak gören bizlerin önyargıları nasıl kırılabilir acaba?

Önyargılarımla sık sık kavga etmek zorunda kalıyorum; son cebelleşmemde neyse ki

Kurallarımı çiğnediğim için pişmanlık duymadım ve Khaled Hosseini ile tanıştım, yani kitaplarını okuyup satırlarına taşıdığı Afganistan gerçeği ile yüzleştim.

Öncelikle uzun zamandır, sırf çok övgü aldığı için “popüler kültür pohpohlaması, bestseller reklamcılığı” diye uzak durduğum yazardan bahsetmek isterim; Halit Hüseyni olarak seslenilen adın sahibi olan yazar Afganistan’da yaşayan farklı etnik gruplardan her ikisine birden mensup: o hem bir Tacik hem de Alevi. Bürokrat bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak Afganistan’ın şanslı azınlığı içinde bulunan yazar ailesiyle birlikte Amerika’ya siyasi iltica hakkını da kullanarak şansını ikiye katlamış. Ancak Kabil’de yaşadığı yıllarda ülkenin sadece siyasi değil tarihsel değişim sürecine de tanıklık etmiş: 40 yıllık Afgan Lideri Zahir Şah kuzeni tarafından devrildi. Anavatanları kanlı komünist darbeye ve Sovyet Ordusu’nun işgaline tanık oldu. Bu değişim süreçlerine yazarın kitaplarında tüm gerçekliğiyle rastlamak mümkün.

Khaled Hosseini’nin ilk romanı olan Uçurtma Avcısı büyük ses getirmişti ve New York Times’ın en çok satanlar listesinde yer almıştı. İşte bu listelerde yer alan pek çok kitabın hayal kırıklığı uyandırması nedeniyle ben de yazara sırtımı çevirdim elbette. Ama işte olanlar da o listeden sonra başlıyor; beni Hosseini’yi okumaktan soğutan liste onu da yazmaya itiyor bütün bütün, doktorluk görevini bırakan yazar kendini tamamen yazmaya adıyor. Sadece yazmaya da değil, Afganistan topraklarına adıyor tamamen, 2006 yılında Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı tarafından İyi Niyet Elçisi olarak seçilen yazar Afganistan halkına insanı yardım sağlayan ve asla kazanç amacı gütmeyen Khaled Hosseini vakfını kurarak yazarak yaşamaya ve yaşatmaya başlıyor.

Yazarın tamamlanmış ve dilimize çevrilmiş dört kitabı bulunuyor; Uçurtma Avcısı, Bin Muhteşem Güneş, Ve Dağlar Yankılandı, Deniz Duası. Ben şimdilik ilk kitabını okumanın sarsıntısı ile yazmam gerektiğini düşündüm, bu soluklanmanın ardından kısa zamanda diğer kitaplarını da okumalı ve incelemeliyim diye de kendime bir ödev notu düşüyorum.


“YENİDEN İYİ BİRİ OLMAK MÜMKÜN” MÜ?


Yazarın Uçurtma Avcısı kitabı, merak uyandıran bu cümle ile okuru daha ikinci sayfasında sarıyor aslında; “Yeniden iyi biri olmak mümkün”

Ne oldu da iyi biri olma ihtimallerimizi kaybettik acaba?

Amerika’da yaşayan bir Afgan’ın ağzından yazılan kitap yazarın otobiyografik itirafları gibi algılansa da biraz sansürsüz haber bülteni ve belgesel izleyenler hemen anlayacaktır ki; bu satırlar tamamen kendi toprağının çığlığını duyurmaya çalışan bir adamın sorumluluğundan ibaret.

Güçlü bir adama layık evlat olma zorluğuyla başlayan kitap, acaba o büyük adam çocuklarına layık olabildi mi diye sorgulatıyor yeri geldiğinde. Kitabı okurken durduğum, takıldığım ve uzun zaman ara vermek zorunda kaldığım (belki de çeviri ya da tashih hatası) bir cümle oldu elbet; “Ara ara çiçeğe kesmiş dut ağaçlarıyla bezeli geniş yemyeşil bir tarla.” Burada, “dut ağaçları çiçek açmaz ki” diyerek bilmişlik edip bir süre mola verdiysem de yeniden döndüm o sayfalara; belki de yazar tomurcuk demek istemişti henüz yeni yeni büyümeye çalışan dut taneciklerini kastederek. Belki de yazarın koyduğu virgül hükmünü yitirdi dilimize çevrilirken; “ara ara çiçeğe kesmiş, dut ağaçlarıyla bezeli” demek istemiş de olabilir.

Kitabı satır satır dikkatle okuduğumun kendime ispatını yaptığıma göre Uçurtma Avcısı’na genel hatlarıyla bakmaya devam etmeliyiz bence.

Kitapta, Derin Maarif Eğitim Dergimizin son sayısında da ele aldığım “akran zorbalığı” konusundan sıcak örnekler bulmak mümkün; zenginlik, mevkii, ırksal dinsel özellikler ve fiziksel farklılıkların zorbalığı nasıl tetiklediğini, zalim çocukların büyüdüklerinde sadece büyük zalimlere dönüştüğünü satırlarda görmek mümkün.


İÇİNİZİ ACITAN SAYFALAR BİTİNCE İÇİNİZİ DAHA ÇOK ACITAN SAYFALAR GELECEK


Kitapta “Afgan geleneği” demekten utanç duyduğum ama tam karşılığını da bulamadığım çocuk istismarına dair insanın kanını donduran satırlar okuru devam etmekte zorluyor. O sayfaları aşınca, sanki yolculukta zorlu bir coğrafi bölgeyi aşmışsınız gibi kitapta konuların ayağı suya ermişken gerçekler yüzüne çarpmaya devam ediyor.

ÇOCUK KADINLAR ÜLKESİ; AFGANİSTAN


Bin Muhteşem Güneş, yazarın ikinci kitabı ve Afganistan’da çocuk olmak kadar zor başka bir kesimi, kadınları anlatıyor: çocuk kadınların çocuklarını koruma yolundaki mücadelesi.

Hani bizde bir söz vardır; “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” derler ya, yazarın kitapta yer verdiği olaylarda da kadınların tepkileri aynen böyle ilerliyor ve yaşananların anlatımında kullanılan dil o kadar ikna edici ki o satırlardaki kadın olsa herkes bu durumu makul karşılayabilirmiş gibi geliyor insana.

Kitapta biten bir hikayenin başka bir hayatta yeniden rol bulduğunu görünce anlıyor insan; kadınlar yer küre gibidir, su üstünde yüzen bağımsız kara parçaları gibi görünseler de her biri birbirine bağlıdır ve aslında ana karayı oluşturur.

SANIRIM HERKESİN BİR KABİL’İ VAR


Khaled Hosseini’nin okuduğum her iki kitabının ortak özelliklerine gelecek olursak da Afgan kültürüne, sokak halk hayatına, yemek alışkanlıklarına, kişiler arası iletişimin etnik gruplara göre nasıl değiştiğine tanık olmak mümkün. Uçurtma Avcısı ülkenin zengin ve eğitim düzeyi yüksek kesiminden örnekler veriyorken Bin Muhteşem Güneş burka ardındaki hayatları anlatıyor. Recm cezasını, Hazara olmanın zorluklarını, kadının susmayı bile tercih edemediğini satırlarda hissetmek mümkün.

Hosseini’nin kitaplarında ülkenin anlatımına dair çok belirgin tasvirler bulunmamasına rağmen gözlerimin önünde insanlar, sokaklar, ağaçlar oldukça canlı belirginleşiyordu okurken. Belirgin tasvirle anlatmak istediğim de şudur ki; insanların fiziksel özellikleri, sokakların uzunluğu, evlerin büyüklüğü çok derin ve herkes için ortak anlam taşıyan kesin bilgilerle anlatılmamıştı; kıvrık bir hazara burnu, tavşan dudak, gövdesine isim kazılı nar ağacı… Yazar kalıpsal çizgiler yerine duygusal devinimlere ağırlık vermeyi seçmiş ama Afganistan gerek zulmün gerekse mazlum olmanın acısıyla o kadar kanlı ve canlı gözümüzün önündeki Meryem’le birlikte burkanın ardından sokakları arşınlamak ya da alnında bir nar kırmanın acısını Hasan’la hissetmek artık okurun kaderi oluyor.

AFGANLARIN NASREDDİN HOCASI BİZİMKİNE HİÇ BENZEMİYOR!


Kitapta bizlere tanıdık gelebilecek bazı yerler de var elbet, mesela Nasreddin Hoca… Ama bizlerin latifelerinin yerini onlarda kurnazlık almış; Hocanın kızı kocası tarafından dövüldüğü için babasının evinde dönmüş ve bir de babası tarafından dövülmüş. Üstüne hoca kızına şöyle demiş; Git kocana deki hocayla başa çıkamazsın, sen onun kızını döversen o da senin karını döver.

Kadının bu topraklardaki yerini, bu fıkra ve erkeklerin bunu anlatıp gülmesi çok net gösteriyor zannımca.

Şimdi bana düşen ödev, yazarın diğer iki kitabını da kısa zamanda edinmek, okumak ve incelememi metne dökmek.

Umarım bu metin, Khaled Hosseini’nin satırlarıyla tanışmaya bir vesile olacaktır.

‘Kitap hayattır’ sözünü kitabının gelirlerini Afganistan’a aktaran bir vakıf kurarak gerçeğe dönüştüren Khaled Hosseini’ye selam olsun.
YORUM EKLE

banner19