'Ak Parti'de büyük bir hüsnü kabul gördüm'

Numan Kurtulmuş, Ak Partili olarak ilk kez Şehir Gazetesi’ne konuştu “Ak Parti’de büyük bir hüsnü kabul gördüm”

'Ak Parti'de büyük bir hüsnü kabul gördüm'
Numan Kurtulmuş, Ak Partili olarak ilk kez Şehir Gazetesi’ne konuştu “Ak Parti’de büyük bir hüsnü kabul gördüm”

Önceden kimse tekkelerle, medreselerle uğraşmazdı. Bunlarla uğraşmak önemli sayılmazdı. Hatta gerici işler olarak görülürdü. Şimdi her yerde Bursa’da bunun yoğun bir tarihi olduğu için her yerde, biz eski eserlerimizle kadim medeniyetimizle yeniden bir araya geliyoruz, yüzleşiyoruz… Aslında sağlanmış olan devlet-millet kaynaşmalarının önemli göstergelerinden biridir bu.

 

Ak Parti tabanında ve Ak Parti teşkilatlarında gördüğüm büyük bir hüsnü kabuldür. Ortaya bu katılımla beraber büyük bir sinerji çıktı ve bu sinerjinin giderek daha da artacağı görülüyor. Milletin önemli bir beklentisi buydu.

 

Türkiye kendi modelini iyi kötü oluşturmayı başardı. Onun için bu krizlerde özellikle makroekonomik dengeleri koruyabildiği için bu krizlerden fazla etkilenmedi ancak Türkiye ekonomisinin iki alanı duruyor ki, bu alanlarda mutlaka ciddi iyileştirilme yapılması gerekiyor. Bunlardan birisi, gelir dağılımının sağlanmasıdır. Bir diğeri ise Türkiye’de geniş üretici orta sınıfların oluşmasıdır. Bu zaten nasıl bir yöne doğru Türkiye’nin gitmesi gerektiğini de söylüyor.

 

CHP, ikide bir vesayet sistemine sığınır ikide bir milletin önüne çıkan engelleri destekler gibi görünürse, milletin değerleriyle inançlarıyla kavga ederse, tek parti döneminde yapılmış olan zulümleri sahiplenirse, o zaman CHP tek başın da seçime girse % 25’ten fazla oy alamaz!

 

Türkiye’de yıllarca ilkel bir kapitalizm uygulanmıştır. Faşizm ve komünizm sistemleri başarısızlıkları yüzünden çökmedi. Her iki rejimin yıkılmasının temel sebebi, insanı üçüncü plana atıp, devleti esas almasıdır. Önümüzdeki on yıllar içerisinde bugünkü vampir kapitalizm de bitecektir. Çünkü insana uygun bir sistem değildir. Her şeyi piyasalaştırarak sermayenin emrine vermiştir.

 

 

Bu süre içerisinde binlerce insan geldiler, yolda, dağda, bayırda herkes şunu söyledi;  “Biz de bunu bekliyorduk yıllardır bunun için dua ediyorduk doğru yaptınız iyi yaptınız.”

 

Evet, Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisi 2023’e geldiğimiz zaman ya da biraz sonrasında 2030’larda Türkiye dünyanın 10 büyük ekonomisinden birisi haline gelecektir.

 

Bursa sadece bir şehirden ibaret değil Bursa bir ruhtur, bir anlamdır, bir manadır bu mananın gün yüzüne çıkartılıyor olması, çok değerlidir Bursa bir şantiye gibi yani eski vakıf eserlerimizin, eski tarihi eserlerimizin yeniden kazandırıldığı görülüyor… Bursa bu anlamda kendi ruhuyla, kökleriyle bütünleşiyor.

 

Saadet Partisi genel başkanlığından tartışmalı bir şekilde ayrılan ve daha sonra HAS Parti ismiyle kurduğu partinin genel başkanlığını yapan Sayın Numan Kurtulmuş, başta Ak Parti tabanı olmak üzere toplumun genelinde olumlu bulunan bir karar sonunda Ak Partiye geçti ve ilk kongrede genel başkan yardımcılığına getirildi.

Sahip olduğu müktesebat ve geçmişteki yol arkadaşlığı nedeniyle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın daha önce de partisinde görmek istediği bir isimdi Kurtulmuş…

Yakıcı bir sistem eleştirisine sahip olan Kurtulmuş, röportaj talebimize büyük bir nezaketle mukabelede bulundu.

Ak Parti teşkilatlarıyla yaptığı kahvaltılı tanışma toplantısının ardından Nezir Asaroğlu ile birlikte yaptığımız görüşmede çok ilginç değerlendirmelerde bulundu.

Zamanımızın hayli kısıtlı olması, yaşadığımız tek sıkıntıydı. Soruları kendim hazırlamasam, Numan Bey’in cevaplardaki seri tarzı nedeniyle, önceden bu sorulardan haberdar olduğundan rahatlıkla kuşku duyabilirdim.

İlk sorum, doğal olarak Ak Parti’ye geçtikten sonraki gelişmelere dairdi.

Efendim, Ak Parti’ye katılım sürecinizi yakından izledim. Gördüğüm, çok ciddi bir hüsnü kabule muhatap kaldığınızdı. Siz Ak partiye geçtikten sonra nelere şahit oldunuz? Özellikle teşkilatların yaklaşımı nasıl oldu?

Tabii ki bu sürecin hem karar aşamasında hem sonraki aşamasında zor olacağı tahmin edilmişti ama beklenenden daha kolay oldu, süreçler iyi yönetildi, şeffaf bir şekilde geçildiği için herkes katılımcı şekilde bu süreçte yer aldı. Ak Parti tabanında ve Ak Parti teşkilatlarında gördüğüm büyük bir hüsnü kabuldür. Ortaya bu katılımla beraber büyük bir sinerji çıktı ve bu sinerjinin giderek daha da artacağı görülüyor. Milletin önemli bir beklentisi buydu. Bazen sosyal olaylar hakkında karar veriyorsunuz ama kararın testini de çok iyi yapmak lazım. Bu süre içerisinde binlerce insan geldiler, yolda, dağda, bayırda herkes şunu söyledi;  “Biz de bunu bekliyorduk yıllardır bunun için dua ediyorduk doğru yaptınız iyi yaptınız.” Bu ifadelerle teşekkür ettiklerine şahit olduk. Şimdiye kadar olan süreç bizce fevkalade uyumlu bir şekilde geçmiştir, inşallah bundan sonra ki süreçde böyle devam edecektir. Zaten hızlı bir süreçte çalışmaların içine girdiğimiz için doğrudan doğruya uyum süreci yaşamadık sürecin içerisine doğrudan dâhil olduk.

Bu gayet sarih ve net cevabın ardından Bursa’daki temaslara getirdim sözü.

Bursa’daki temaslarınızdan edindiğiniz izlenimler nelerdir? Bursalılara neler söylemek istersiniz?

Aslında çok güzel yoğun bir program oldu. Bursa, gittiğiniz zaman, daha gelir gelmez kendinizi çok rahat hissettiğiniz, kendinizi ruhen manen çok zinde hissettiğiniz bir şehir. Bursa’da olmak başlı başına bizim için önemli bir meseledir. Bursa’da çok değerli arkadaşlarla farklı şekillerde bir araya geldik. Yıldırım’da yapılan kültür merkezi, Buhari Tekkesinin açılışında da ifade ettiğim gibi, Bursa sadece bir şehirden ibaret değil Bursa bir ruhtur, bir anlamdır, bir manadır bu mananın gün yüzüne çıkartılıyor olması çok değerlidir. Bursa bir şantiye gibi yani eski vakıf eserlerimizin, eski tarihi eserlerimizin yeniden kazandırıldığı görülüyor… Bursa bu anlamda kendi ruhuyla, kökleriyle bütünleşiyor. Zaten kendi köklerinden haberdar olmayanlar, kendi kökleri üzerinde yükselme gayreti içinde olmayanlar, köksüz bir çabanın içinde olurlar. Bursa’da fiziken bununda gerçekleşiyor olmasını görmekten  dolayı da ayrıca memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Bursa’nın o kadar derin bir tarihi geçmişi var ve inşallah bunların hepsi tekrar kültürel varlıklarımızın içine dâhil edilir. Buradaki o mana yani Sultan Fatih’in büyüdüğü mekân, Muradiye Camii’nin çevresi, Emir Sultan’ın çevresi,  devletin en güçlü olduğu zamanlardaki varlıklarıdır… Dinginlik içerisinde, sadelik içerisinde, bir güçtür. Aslında bunun bugünün dünyasında yansımasına ihtiyaç var. Bu mekânların kazanılması bunu da ortaya koyuyor. Bu mekânların kazandırılmasının arkasındaki önemli nedenlerden biri de son 10 yıl içerisinde gerçekleşen devlet-millet kaynaşmasının sağlanmış olmasıdır. Türkiye de demokrasi arttıkça demokratikleşme oldukça, milletin düşünceleri milletin değerleri, milletin medeniyeti, milletin mefkûresi daha çok yansıyor ve daha çok ortaya çıkıyor. Önceden kimse tekkelerle, medreselerle uğraşmazdı. Bunlarla uğraşmak önemli sayılmazdı. Hatta gerici işler olarak görülürdü. Şimdi  Bursa’da bunun yoğun bir tarihi olduğu için her yerde, biz eski eserlerimizle kadim medeniyetimizle yeniden bir araya geliyoruz, yüzleşiyoruz… Aslında sağlanmış olan devlet-millet kaynaşmalarının önemli göstergelerinden biridir bu.

Zihnindeki sistemi ‘Medeniyet Perspektifi’ üzerine inşa eden bir şahsiyetin ağzından tam da Bursa’nın hususiyetine dair sözler çıkmıştı. Bize ‘Evet, budur!’ demek kalıyordu açıkçası…

Hemen, asıl uzmanlık alanı olan ‘ekonomiye’ dair görüşlerini öğrenmek üzere sordum sorumu:

Ak Partide ‘Ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’ vazifesi üstlendiniz. Dünyada ve özellikle de Avrupa’da ciddi bir ekonomik kriz yaşandığı herkesin malumu. Sizin yakın vadede Türkiye için öngördüğünüz ekonomik durum neyi işaret ediyor?

Şimdi, bütün dünyadaki bu kriz, sadece ekonomik yahut finansal kriz değil, bu aslında bir sistem ve bir medeniyet krizidir. Neo liberal tezler iflas etmiştir, paradigma iflas etmiştir! Vampir kapitalizmin paradigmaları iflas etmiştir! Dünya, artık daha adaletçi daha katılımcı daha paylaşımcı yeni bir ekonomik anlayışa doğru geçmek zorundadır. Türkiye’de uzun yıllardır bu neo liberal tezlerin gerisinde kalmıştır ama çok şükür Türkiye kendi modelini iyi kötü oluşturmayı başardı. Onun için bu krizlerde özellikle makroekonomik dengeleri koruyabildiği için bu krizlerden fazla etkilenmedi ancak Türkiye ekonomisinin iki alanı duruyor ki, bu alanlarda mutlaka ciddi iyileştirilme yapılması gerekiyor. Bunlardan birisi, gelir dağılımının sağlanmasıdır. Bir diğeri ise Türkiye’de geniş üretici orta sınıfların oluşmasıdır. Bu zaten nasıl bir yöne doğru Türkiye’nin gitmesi gerektiğini de söylüyor. Evet, Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisi 2023’e geldiğimiz zaman ya da biraz sonrasında 2030’larda Türkiye dünyanın 10 büyük ekonomisinden birisi haline gelecektir. Ama ekonomik büyüklük sadece gayri safi milli hasılanın büyüklüğüyle orantılı değildir. İnsani gelişmenin sağlandığı, gelir dağlımı adaletinin sağlandığı, insanların sadece kişisel milli gelirinin çok olduğu değil, kişi başına düşen adaletin çok olduğu bir Türkiye kurmak durumundayız. Bu yolda üretmekten, istihdamı geliştirmekten, ihracat yapmaktan, Türkiye’nin üretici güçlerini harekete geçirmekten, tarımda, sanayide yüksek teknolojilerde Türkiye’nin gerçekten üretim üzerine büyük bir atılım yapmasını sağlamaktan geçiyor. Türkiye’nin bu imkânları var bu potansiyeli var! İnşallah önümüzdeki dönem bunları en iyi şekilde değerlendirip Türkiye’nin, dünyanın 10. büyük ekonomisi olmasını sağlarız. Eğer bu olursa jeopolitik gücü, kültürel gücü, coğrafyasından, medeniyetinden gelen gücüyle dünyanın 3-4 büyük gücünden birisi haline gelir. Dolayısıyla bu önemli bir süreçtir. Türkiye’de yıllarca ilkel bir kapitalizm uygulanmıştır. Faşizm ve komünizm sistemleri başarısızlıkları yüzünden çökmedi. Her iki rejimin yıkılmasının temel sebebi, insanı üçüncü plana atıp, devleti esas almasıdır. Önümüzdeki on yıllar içerisinde bugünkü vampir kapitalizm de bitecektir. Çünkü insana uygun bir sistem değildir. Her şeyi piyasalaştırarak sermayenin emrine vermiştir.

Doğrusu esaslı bir sistem eleştirisi ile birlikte çözüm önerisi de olan bir görüşler bütünüyle karşı karşıyaydık. Rahatlıkla anlaşılacağı üzere bu durum tek kelimeyle ‘memnuniyet’ vericiydi.

Bundan sonraki sorum, Ak Parti’ye katılım töreninde de dile getirdiği bir hususla ilgiliydi.  CHP için, ‘Sadece CHP seçime girse yine yüzde 25’ten fazla oy alamaz!’ demiştiniz. Nedir CHP’yi bu kısır döngüye mahkûm eden?

CHP’nin yeni genel başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, genel başkan olduğunda ‘yeni CHP’den söz etmişti. Ama mevcut CHP eski CHP… Eski CHP olarak devam ederlerse böyle olur. Yeni CHP’nin birkaç tane temel hususu olmalıdır. Birincisi milletle barışmaktır! Milletin değerleri, inançları, yaşam tarzıyla, milletin duygularıyla milletin hayal dünyasıyla bütünleşmektir. İkincisi vesayetten medet ummamaktır! Vesayet düzenli kurumların yanında yer almamaktır Türkiye’de nasıl bir ekonomiye adaletin sağlayacağını ortaya açık bir şekilde söylemesidir.  Bunları yapabilirse CHP yeni CHP olur. Ama böyle olmazsa ikide bir vesayet sistemine sığınır ikide bir milletin önüne çıkan engelleri destekler gibi görünürse, milletin değerleriyle inançlarıyla kavgalı olur tek parti döneminde yapılmış olanzulümleri sahiplenirse, dersim meselesi gibi, tek parti zamanında yapılan bir takım yanlış uygulamalar gibi, o zaman CHP eski CHP olur ki, benim kastım odur. CHP’nin yeni bir, düzgün bir CHP olması halk için de iyidir. Bugünkü şartlarda bütün partileri kapatsanız CHP’de bunlar oldukça kimse CHP ye oy vermez. Benim söylediğim buydu. Millet, bu anlayışa kimi karşı gördüyse ona oy veriyor. Örneğin, Menderes’i asıyorlar, halk onun devamı olduğunu zannettiği partiye oy veriyor. ‘Sakın Özal’a oy vermeyin.’ diyorlar, millet buna yüzde 40 oranında oyla cevap veriyor. 27 Nisan’da ‘Sakın ha onlara oy vermeyin.’ manasına gelecek, bana göre bal gibi muhtıra olan, açık bildiri siteye konuluyor. Ama milletimiz, ‘Öyle mi?’ diyerek fırsatını bulunca yüzde 47 oy verip AK Parti’yi iktidara taşıyor. Askeri vesayetin ve jakoben anlayışın sivil siyasetteki uzantıları olarak görülen CHP’yi millet bir şekilde cezalandırıyor. Halk, CHP’yi hiçbir şekilde iktidar yapmıyor. CHP tarihinde görece bir başarı dönemi Ecevit döneminde söz konusu oldu. Ecevit, Anadolu’nun halkından, camilerinden, köy odalarından ve çiftçilerden oy almış, İstanbul’daki 3-5 tane dukanın tezgâhı üzerine iktidar devşirmeye kalkmamıştır. Solun da Türkiye tarihindeki seyri bu şekildedir. Ecevit, ikinci iktidarında da inançlara saygı prensibi sayesinde gelmişti. Fakat mecliste ‘Atın bu kadını’ dediği zaman seçimlerde yüzde 1’e düştü.

Açık söylemek gerekirse özelde CHP’yi, genelde ise ‘Türkiye solunu’ etraflıca analiz eden bir cevaptı. Zamanımızın hayli kısıtlı olması nedeniyle mecburen son soruya geçtim:

Efendim, son olarak Ak Partiye katılım sürecinizle ilgili bir soru sormak isterim. Piyasadaki bazı dedikoduları bir yana bırakırsak eğer, sizin Ak Partiye katılmanızda herhangi birisi aracı olarak rol üstlendi mi?

Açık söylemek gerekirse bu tebessüm edilecek bir soru. Soruna kısa, net ve yine bir soruyla cevap vereyim: Buna, Sayın Başbakanın mı, benim mi ihtiyacım var? Sanırım bu kadarı yeterli.

Röportaj: Nihat NASIR
Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2012, 00:52
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19