Ali Bayramoğlu - Kürt sorununun çözüm formülü tek mi?

Ali Bayramoğlu - Kürt sorununun çözüm formülü tek mi?
Kürt sorununun siyasi çözümüne ilişkin tartışmalar sürdükçe, görüşler ve taraflar belirginleşiyor.

Bu sorunu sorun görmeyenleri, asayiş mantığını savunanları, keskin milliyetçileri bir kenara bırakacak olursak, çözüm yöntemiyle ilgili, en azından silahların susturulma yöntemiyle ilgili iki temel bakış var.

Kürt siyasi hareketinin yakın durduğu ilk bakışı en iyi özetleyen, TESEV'e yaptığı çalışmayla Cengiz Çandar oldu.

Bir söyleşide şöyle tanımlıyordu bu bakış açısını:

"Bu PKK hadisesi dediğiniz, bir Kürt isyanıdır ve öyle algılanmalıdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun, en derin, en yaygın, en dayanıklı Kürt isyanıdır...

Kürt sorununu silahlı bir isyan hareketi olarak tanımlarsak, bu isyanı başlatan, yöneten ve Türkiye'nin bir numaralı sorunu haline getiren kişi Öcalan'dır.

Ana dilde eğitim dâhil, Kürtlerin bütün kimlik haklarını tanıyın, demokratik özerkliği, eyalet meclislerini kurun, Öcalan ve dağdakiler ne olacak sorularına cevap getirmedikçe Kürt sorununu çözemezsiniz..."

İkinci bakışı en iyi özetleyen, hatırladığım kadarıyla ise eski Rızgaricilerden Ruşen Arslan'dır.

Arslan ifadesiyle bu bakış açısı da mealen şöyle:

"Önce Kürtlerin siyaset yapabilecekleri, tüm taleplerini dile getirebilecekleri tam özgürlük koşullarını hazırlamak gerekir. Bu PKK'nın da silahı bırakıp siyasallaşmasını öngörecek, hatta zorunlu kılacak bir formüldür.

Bu zeminin hazırlanması için tutulması gereken iki paralel yol vardır.

İlk yol, TMK'nın değiştirilmesi, köy ve kasaba adları meselesinin halledilmesi, KCK gibi operasyonlara son verilmesidir, bu şekilde psikolojik blokaj kırılacak, PKK ve Öcalan üzerinde hamle üstünlüğü sağlanacaktır.

İkinci yol, Kürtlerin siyaset yapmalarının önündeki yasal engelleri kaldırmak, mevzuatta değişiklikler yapmak ve en önemlisi genel af yolunu açmaktır.

Bunlar yapıldıktan sonra Kürt sorununun nihai olarak nasıl çözüleceği siyaset ve demokrasiye emanet edilecektir. Bu durumda Kürt politikasının ve Kürtlerin çoğulculaşması asıl hedeflerden birisi olmalıdır... Mutabakat ve müzakere yanlış bir takıntı haline getirilmektedir..."

Nasıl bakmalı?

Şüphe yok ki, her iki bakış açısının da reddedilemez yönleri, hem güçlü ve hem zayıf yanları var...

Bu köşeyi okuyanlar ikinci görüşe daha yakın durduğumu bilirler.

Bu tutumumun, ilk bakış açısına pek çok insan gibi soğuk durmamın, bu bakış açısını kestirme bulmamın başka nedenleri de var.

1. Çözüm merkezli müzakereci siyasi bakış açısı sadece iki tarafı öne çıkarır: Siyasi iktidar ile Kürt tarafını temsil eden ya da ettiği kabul edilen taraf. Bu istikamette bir çözüm, Kürt siyasi alanını PKK-BDP hattının ideolojisine teslim etmek, Kürt kemalizmini, otoriter bir toplumsal ve siyasi doku oluşumunu beslemek anlamına gelir.

Bu, hem demokrasiyle çelişkilidir, hem hakkaniyetli değildir.

2. Bugün Kürt siyasi hareketi, soruna yönelik olarak her demokratikleşme hamlesini ve siyasi alan genişlemesini kendi tasfiyesi olarak görüyorsa (ki görmekte haklıdır, zira sonuç bu olacaktır), şiddet ve tehditle bloke ediyorsa ya da tavır alıyorsa, bu durum, bu hareketin kendi bekasını Kürt sorunundan daha öne aldığını ortaya koyar.

Ve kabul etmek gerekir ki, bu durum da, demokrasi fikriyle, insan merkezli bir çözüm arayışıyla oldukça çelişir...

3. Kürt sorunu bugün geldiği nokta itibariyle sadece siyasi yönüyle ele alınamaz. Bu sorun Türkiye'de ürettiği Kürt gettolarıyla, kaotik modernleşmeyle, karmaşık ve çoğulcu yeni bir bireyleşme süreciyle, bu açıdan Türk kesimin geleceğini de kuşatmasıyla, iki tarafa ve iki taraf arası müzakereye sıkıştırılamayacak toplumsal yönler içermektedir. Zeytinburnu'nda son gelişen olaylar bunların bir tür izdüşümüdür...

Açıkçası sorun zor ve yol uzun...

Kestirme çözüm, tek taraflı, siyasi iktidara endeksli çözüm ise yok...

 

Ali Bayramoğlu - Yeni Şafak
Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2011, 14:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner24