Paralel yapının ufak tefek taşları

Paralel Kafalar Birinci yılını doldurmuş bir "hesaplaşma"nın -henüz adaletin tecelli etmediği süreçte- yaşatacağı olayları do

Paralel yapının ufak tefek taşları
Paralel Kafalar

Birinci yılını doldurmuş bir "hesaplaşma"nın -henüz adaletin tecelli etmediği süreçte- yaşatacağı olayları doğru okumak en az adaletin gerçekleşmesi kadar önemlidir. Çünkü adalet, öncelikle zihinlerde "yargı-mahkumiyet" olarak tercüme edilir. Oysa bazı olaylar, acılar, tehditler vardır ki, adaletin bile kontrol altına alamayacağı, mahkumiyetlerle durulmayacak kadar toplumsal hafızada edindiği yer/yersizlik sebebiyle tam bir "kırılma noktası" özelliği taşır.

"Paralel Yapı" olarak etiketlenmiş bir grubun ( özellikle "cemaat" demiyoruz; bir cemaati de yöneten gruptur esas aldığımız) hükümeti devirmeye ve Türkiye'nin yarınına hükmetmeye yönelik güç gösterisine tanık oluyoruz. Kuşkusuz bu güç gösterisinin "paralel güçler" diyebileceğimiz bir birini besleyen ancak bir birinden bağımsız yönetile bilen güç odakları, güç havuzları var. Nitekim paralel yapıyla mücadelede devletin gösterdiği en büyük zaaf, bu güç odaklarını ( güç olarak kullanılabilen enerji kaynaklarını) ayrı etiketlerle ve her biri için ayrı mücadele yöntemleriyle ortaya koyamamasıdır. Nitekim paralel yapı da devletin dikkatini bir güç kaynağına yönelterek diğer güç kaynaklarını özenle gizlemeyi ve hatta büyütmeyi planlamakta ve uygulamaktadır. Oysa bir birine paralel güçler ve onları yöneten kafalar vardır. Bu güçler ve kafalar şunlardır:

1-) Beklenen Kurtarıcı Fikri (Paralelciler); "Ahir zamanda beklenen kurtarıcı" kültürü kuşkusuz kendini "cemaat" ile ete kemiğe büründürür. Ancak "benzer" cemaatlerden kendini ayıran ve ayrıştıran en önemli özelliği "seçilmiş ve adanmış örgüt" şeması ile yapılanmasıdır. Bu yapılanmanın anahtar kavramı "bağlantısız kardeşlik" parolasıdır: "Bizden olmayanı tekfir etmeyiz ancak onlarla kardeşliğimiz "bağlantısız" düzeyde olur.".

Nitekim kırk yıldır Fethullah Gülen'in hem yapılanma şeması hem de diğer cemaatlerle ilişki düzeyi "bağlantısız kardeşlik" yöntemiyle yürümüştür. Dolayısıyla 17 Aralık operasyonu ile start alan hükümeti devirme ve bağlantısız diğer kardeşlere /cemaatlere diz çöktürme operasyonunu yürüten özel ekip, kurtarıcı fikrinin mümessili olduğuna akide olarak inanmış mevcut yapının temel taşlarıdır. Siz bunu 17 Aralıktan bu yana kendini "er ve general hiyerarşisi içinde görevli" kabul eden ve akide olarak "ahir zamanın ashabı" sanan bir avuç öncü ile onları ashap saymış ve belirli bir sosyal çevre olarak kümelenmiş el-cemaat olarak görebilirsiniz.

Bu yapı, okul-dersane-kolej-medya-tv-fabrika-üniversite gibi imkanlardan "kasa yönetimi" ve "insan kaynağı belirleme yetkisi" anlamında birinci dereceden faydalanan ve belirli derecelerde "sorumlu" olarak görevlendirilmiş bir sosyal gruptur. Ailece bu imkan içinde var olmuş ve hizmet hareketini gerçekten "mal"ı gibi gören bir çevredir. Abiler, ablalar, imamlar işin sinir sistemidir. Bu yapı suya düşen taş gibi yapının merkezidir. Sayısal olarak onbinlerle ancak ifade edilebilir. Meydana da inecek olan bu çevredir. Devlet bu yapıyla mücadeleyi topluma bırakmalıdır. Deşifre etmekle yetinmelidir.

Devletin de en büyük zaafı bu yapıyı "ana güç" sanmasıdır. Mücadele ederken bu yapıyla " okul-dersane-kolej-medya-tv-fabrika-üniversite ile bağlantısı nedir?" gibi basit bir soru üzerinden "burs almış; mütevelli heyetinde bulunmuş; görevli atanmış; bir toplantıda fotoğrafı var..." etiketlemeleri yapılarak adres gösterme çabasıdır. Oysa bu yapıdan "yargı-mahkumiyet" için malzeme çıkmayacağı gibi halk nezdinde de "kurunun yanında yaşta yanıyor!" algısı oluşacaktır. Bu zamanla algı yönetiminde devletin aleyhine olacaktır. Devlet "paralelci" derken önceliğinin, ana güç adresinin bir cemaat anlamında yöneldiği adresler değil tam aksine cemaat maskesi kullanan bir başka adresten bahsetmelidir: Profesyoneller

Profesyoneller

Profesyoneller, "kimlik", "aidiyet", "devlet" gibi kavramlarla düşünmeyen; din,iman,ahlak değerlerini sadece maske olarak kullanan, güce tapan, konjöktüre göre pozisyon alan, mobil hareket eden ve genelde istihbarat kadrajında çalışan veya çalıştırılan " kiralık tetikçi" tiplerdir. Devletin güç ve zenginlik tabakasına yerleşmiş, hükümetlerin, cemaatlerin, örgütlerin enerjilerini kendine hizmet ettirecek deneyime sahip bir anlamda "derin devlet" tabakasıdır. Profesyoneller yasama,yürütme,yargı ve medya başta olmak üzere devletin tüm katmanlarında mevcuttur. Bir zamanlar kullandıklarını bir başka adresle tasfiye etmeyi başarabilen operasyonel tiplerdir. En belirgin özellikleri "bilgi kasası" ve "ihale-atama-rant" imkanlarına sahiptir. Bilgi kasasını istihbaratlarla; imkanlar ise iktidarda olan partilerle ilişkili yürütmektedirler.

17 Aralık operasyonu bir "profesyonel" işidir. Bir el-cemaat tarafından kullanılan veya cemaati kullanan profesyoneller tarafından yürütülmektedir. Ancak Gülen'in bundan rahatsız olmaması bir gerçeği ortaya koymaktadır: Cemaat geldiği aşama ve güç noktasında artık profesyonellere emanettir. Bunun yargı-mahkumiyet sözlüğündeki karşılığı nettir: Örgüt

Profesyoneller dört kuvvet üzere yapılandığı için ( yasama-yürütme-yargı-medya) doğal olarak devlet de mücadelesini "profesyonel avı"na yöneltmiş durumdadır. Paralel yapı derken devlet içindeki paralel yapılanma kast edilerek yürütülmektedir. Doğrusu da budur. Ancak hükümet bu noktada bir zaafiyet göstermiş ve Paralelci ile Profesyonelleri aynı torbanın içine koyarak opere etmeye kalkmıştır. Oysa Gülen'in öncülüğünde oluşmuş imkanlardan faydalanan yapı ile hükümete operasyon düzenleyen profesyonel yapı arasında bir bağ-bağlantı yoktur. Zaten Gülen'in akıllıca taktiği de budur: Cemaati yönetmek ile profesyonelleri yönetmek ayrı "iş"tir. Nitekim cemaate "siz mümin, sizinle uğraşanlar münafık" vaazları verirken; profesyonellere de "siz demokrat, sizinle mücadele edenler diktatör" telkini yapmaktadır. Sayın Erdoğan'ın da cemaatin üst yapısına (gerçek paralelcilere) "Haşhaşi ( sahip oldukları imkan için her yolu deneyecek hırs anlamında)" profesyonellere ise "Lobi" demesi aynı ayırıma matuftur. Ancak sayın Erdoğan'ın unuttuğu bir şey vardır: El-Cemaat gücünü kurtarıcılıktan veya profesyonellerden almıyor/alamıyor artık; aksine Gülen mücadelesini bizzat Partilerden alarak sürdürüyor; özellikle de Ak Parti içinden beslenerek yaralarını sarıyor. Çünkü Ak parti hem "kurtarıcı-seçilmiş" kültüre sahip bir tabana, yapıya sahip olmaktan uzaklaşmış; hem de profesyonellerin üçte ikisi Gülen hareketi içinde yuvalanmış olsa da üçte biri hala Ak parti içinde varlığını sürdürüyor. Nitekim Gülen ve ekibi sadece ve sadece Recep Tayyip Erdoğan ismine odaklı ve başka isimlere yönelmeden süreci yönetmekte ısrarlı. Erdoğan'ın da yalnızlaştığı bir gerçek. Erdoğan'ı yalnızlaştıran ve Gülen'in diğer güç-enerji kaynakları ise şunlar.

Rantçılar

Rant, adil, ahlaki olmasa da "yasal" olan her türlü edinimdir. Örneğin ihaleler, atamalar, ticari ortaklıklar hatta bazen kamu yararına görülen kiralamalar v.s... Kuşkusuz rant-siyaset-iktidar ilişkisi-etkileşimi "direkt" olduğu için partileri en fazla kovalayan "suçlanma ihtimali" bu alandır. Fakat çok ilginçtir bu ihtimali ihtimal olmaktan çıkaran büyük bir tartışma 17 Aralıkta yaşandı. Bir cemaat Ak Parti'yi "rantı aştılar yolsuzluk yaptılar." diye suçlamaya başladı. Tabi ki bunu "yapılan operasyonlardan yola çıkıyoruz!..." diye savundular. Ardından Hükümet'in siyasetten ticarete, demokrasiden diplomasiye kadar her alanda ülkeyi gerilettiğini ileri sürerek mevzuyu "Hükümet Gitsin!..." noktasına taşımak istediler. Montaj kasetler havada uçuştu. Malum süreç başladı. Erdoğan olası tüm aşamaları dikkate alarak eğip bükmeden tek bir adrese odaklandı: Pensilvanya

Erdoğan bir itirafta bulundu: "Bir dediklerini iki etmedik. Aldatıldık..". Erdoğan'ı yalnızlaştıracak, bu mücadelede neredeyse tek başına bırakacak bir itiraftı bu. Çünkü bunun anlamı şu idi: Rantlarına göz yumduk...Bu devleti kurtaran ve bir liderin gerektiğinde hatasını kabulleneceği kritik bir itiraftı. Bunun bir anlamı da içimizdeki yolsuzluğu da cezalandıracağım!...Erdoğan "Ama sırayla gidelim: Önce "Paralel Yapı" tasfiye edilecek."dedi. Dedi ama;

Paralel yapı, örgüt olmuş bir cemaatin tepe organizasyon şemasını çökertmek anlamına geliyordu; cemaat şemasında olmayan ama operasyonu birlikte yürüten profesyonelleri içeriyordu ve asıl önemli olan adil ve ahlaki olmasa da bu cemaatle ve profesyonellerle iş tutmuş hatırı sayılır rant oluşturmuş parti mensupları da vardı. Dolayısıyla mücadele çok yönlü, çok kollu ve çok etkin yürütülmek durumundaydı. Nitekim bu cemaatle (paralelci) ve iş birlikçi profesyonellerle rant alanında ilişkileri olanlar ( üstelik belgeler ve görüntüler mevcut iken) sessizleştiler. Mecbur kalmadıkça demeç vermediler. Erdoğan gibi açıktan ve cesurca pozisyon almadılar. Çünkü bu ilişkiler deşifre olursa eğer onların da durumu vahimdi. Zaten Gülen örgütü rantçılara bir mesaj yolladı: "Bizim tek hedefimiz Erdoğan!... Siz ne kadar sessiz kalırsanız bizde sizden bahsetmeyiz!...". Mesaj yerini buldu. İşte asıl paralel yapının en büyük enerjisi bu rantçı arşividir.

Örneğin, yasal (kılıfına uydurulmuş) ama adil ve ahlaki olmayan makamlara gelmiş on binler vardı; "ben de cemaattenim" deyip ders halkalarına gitmiş ve sonrasında ihaleler almış binlerce firma vardı; çocuğuna yırt dışında imkan bulan binlerce aile vardı. Üstelik bu rant ilişkisinde ne cemaat onları kendi içlerinden saymıştı ne de bu ranttan pay alanlar içtenlikle onlara tabi olmuştu. Erdoğan bu mücadelede "tam kopuş" talep etti. "Çocuklarınızı onların dersane ve okullarından alın!... Kapınızı çalarlarsa, kovun!... Ticari desteği, bursu bırakın!..." dedi. Dedi ama sonuç alamadı. Rantçılar hem sessizliğe devam ettiler hem de mecbur kalmadıkça mevcut rantı korudular. Kuşkusuz bu rantçılar parti bünyesinde de vardılar ve yerlerini korumaya devam ettiler.

Halkın "yolsuzluk" tartışmalarında bir deneyimi ve örfü vardı: "Rantın olduğu yerde bazıları yolsuzluk yapar!...".Halkın cemaatler, tarikatlar noktasında bir nüktesi de vardı: "Hoca verir talkını; amuduyla götürür salkımı!" . Dolayısıyla 30 Mart seçimlerinde bildik duruşunu sergiledi: "Esas olan Devlettir!... Cemaat tefarruattır.

Toplum aslında "rant imtihanı" içinde. Kuşkusuz bu imtihan rantın kökleri gövdesi ve dalları nereye, kime uzanırsa uzansın; bu yapıyı en azından minimize etmeli. Bu da mücadelenin ucunu partı ve hatta yerel yönetimlere kadar uzatmayı kaçınılmaz kılmaktadır.

Herkes için İslam herkes için Demokrasi

İslam ve Cemaat; cemaat ve demokrasi, cemaat ve rant artık her "müslümanım" diyenin temel meselesi olmuştur. İslam'ın istediği ahlak ve adalet kızgınlıklarımıza rağmen herkes için olmalıdır. Parti ve Hukuk, Parti ve Rant her demokrasinin zayıf, kırılgan yanıdır. Dolayısıyla 17 Aralıktan başlayıp devam eden süreci değerlendirirken her olayı, her kişiyi aynı torbaya koymadan; her biri için ayrı mücadele yöntemi bularak değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda;

Paralelcilerin tabanı cemaatlerin meselsidir. Paralelcilerin yöneticisi olanlar ile ( artık onlar da profesyoneller) tetikçi profesyoneller devletin meselesidir. Rantçılar ise Ak Parti meselsidir.

Profesyoneller bir "yargı-mahkumiyet" alanıdır. Hukuk zemininde bulunup cezalandırılmalıdır.

Paralelciler bir "ahlak-adalet" alanıdır. Bir kısmı yargı-mahkumiyet alanına düşebilir. Fakat geneli toplumun doğal kontrolü içinde vicdani karşılık bulmalıdır.

Rantçılar bir " iktidar-istikrar" meselesidir. Bir kısmı yargı-mahkumiyet alanına düşebilir. Fakat geneli "Yeni Türkiye Yeni Ak Parti" için ivedi olarak tasfiye edilmelidir.

Görevden alınan bir bürokrat, bir operasyonda göz altına alınan bir mütevelli heyeti üyesi veya bir öğrenci olduğunda "paralelci" etiketi ile anıldığında hemen aklımıza cemaatin şemasında yer almış, geçmişi bu cemaatin dersane, okul, tv, üniversite gibi yapısında resmi yöneticisi olup olmadığı gelmesin; aksine paralel yapının temel taşları yanında profesyonel, rantçı alandan ufak-tefek taşlarında var olacağı bilinmelidir. Özellikle bir zamanlar rant alanında atanmışlar görevden alındığında; rant için ilişkilerini hala sürdürmekte ısrar edenlerin ifşasında kafa karışıklığı olmasın. Sadece taşların cinsine göre bazen yargı-mahkumiyet bazen de "yalnızlaştırma-ifşa" gerektiğini bilelim. Ülkenin ve devletin geleceğinde benzer olayları yaşamamak adına bu mücadele tamamlanmalıdır.

Kuşkusuz Paralel yapının ufak tefek taşları listesinde Bursa'nın da ufak tefek taşları dikkatle takip edilmelidir. Kim kimin türküsünü çığırıyor; kulak kesilmelidir. Bu arada halkın tecrübesinden bir deyişi de kulakta küpe edelim: "Ummadığın taş baş yarar!"

 

 

 

 

 

 

 

 
Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2014, 13:44
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8