Yaşar Kemal, 12 yıl sonra aynı çağrıyı yaptı!

Açlık grevleriyle ilgili açıklama yapan Yaşar Kemal, ''Daha öncekilerde tüm yetkililer ve hükümet sorumluydu. Bu sefer de sorumlular. Bugün a

Yaşar Kemal, 12 yıl sonra aynı çağrıyı yaptı!
Açlık grevleriyle ilgili açıklama yapan Yaşar Kemal, ''Daha öncekilerde tüm yetkililer ve hükümet sorumluydu. Bu sefer de sorumlular. Bugün açlık grevleri tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler" dedi.

Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Murathan Mungan, Prof. Dr. Özdemir Aktan, Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ve Gençay Gürsoy'un da aralarında bulunduğu aydınlar, cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Toplantıya, eşi Ayşe Semiha Baban ile gelen Yaşar Kemal, burada yaptığı konuşmada, daha önce yaşanan açlık grevlerini hatırlatarak, "Daha önceki açlık grevlerinde tüm yetkililer ve hükümet sorumluydu. Bu sefer de sorumlular. Bugün açlık grevleri tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler" dedi.

Daha uzun planlandığı konuşmasını burada noktalayan Yaşar Kemal konuşmasının geriye kalan bölümünü eşi aracılığıyla habercilerle paylaştı.

Yazılı metinde şu ifadeler yer alıyor. "Bir insanın açlıktan ölümünü izlemek acıların en büyüğüdür. Bu, insalığa hiç bir zaman yakışmaz. Bugün insanların ölüm pahasına talep ettikleri demokrasiler de, insan haklarının içindedir. Çözümü mümkünken, ölümler engellenmezse vebali iktidarın, muhalefetin, medyanın ve hepmizin olacaktır. Barış, bu ülkede herkesin özlemi ve hakkıdır. Barışın önüne yeni engeller konulmasına karşı çıkmak, barışın önünü açmak, hepimizin işi olmalıdır. Bunun için içtenlikle uğraşan herkese şükran duyarım."











2000 yılındaki açlık grevinde aydınlar yine çağrıda bulunmuştu. (Soldan sağa: Oral Çalışlar, Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk)






BEKAROĞLU: ADIM ATMAYANLAR ÖLÜMLERDEN SORUMLU OLACAK
Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu da, "Doğrusu ben kendimi çok yorgun hissediyorum, ne söyleyeceğimi bilemiyorum" diye başladığı konuşmasını, "Fiilen içine girdiğimiz, uğraştığımız üçüncü dalga bu. 96 ve 2000, şimdi burada. Bir ülkede hak arama aracı olarak ölüm oruçlarının seçilmesi, mecbur kalınması çok acıdır. Türkiye maalesef hâlâ bu noktada. Her şey söylendi, şimdi işin başında olanlardan, yetkililerden adım atılmasını bekliyoruz. Sayın Başbakan, iktidar partisinin bazı yetkilileri, hepimizi rahatsız eden, hatta aklı başında insanlar nasıl böyle konuşurlar dediğimiz açıklamaları oluyor" dedi. İlkesel olarak ölüm oruçlarının siyasetin aracı olarak kullanılmasına karşı olduğunu belirten Bekaroğlu, "Siyasi talepler diye yapılmayacak şeyler değil, çok basit talepler. Zaten tecrit dediğimiz şey 14 aydır devam eden bir olay, rahat bir şekilde kaldırılabilir. Anadilde savunma zaten hükümetin gündeminde. Bu adım atılmazsa, bu adımı atmayanlar bu ölümlerden sorumlu olacak. Bekaroğlu, Başbakan Erdoğan 'ın konuşmalarını da eleştirerek, "Sayın Başbakan siz insansınız, Müslümansınız, nasıl böyle konuşursunuz? İnsanlar 3 ay evvel yedikleri yemekten, efendim 'Cezaevlerinde besleniyorlar, şov', ölümler üzerine konuşuyorsunuz, nasıl böyle söyleyebilirsiniz? Hemen bugün vazgeçin ve hemen bugün çıkın bir açıklama yapın. Bundan en çok siz kazanacaksınız, Türkiye kazanacak, hepimiz kazanacağız. Bugün Sayın Başbakan'ın ortaya koyacağı bir irade beyanı ile bu işin bitebileceği, sadece ölüm oruçları değil, Kürt meselesinin çözülmesi için de psikolojik ortam oluşur" diye konuştu.


'HANGİ GÖRÜŞTEN OLURSA OLSUN İNSAN HAYATI DİYORUZ'

Zülfü Livaneli de, bu toplantının yapıldığı süre içinde bile insanlar ölüme yaklaştıklarını dile getirerek, "Olayı rakam olarak görmek çok farklı ama işte biz arkadaşlarımla birlikte gördük. 1996'da cezaevinde ölmüş bir gencin başında bekleyenleri gördük, ölmek üzere olanları gördük. Bu benim hala rüyalarıma girer, karabasan gibi çıkmaz. Biz, hangi görüşten olursa olsun insan hayatı diyoruz. Fakat bunun muhatabı bence ölüm oruçlarına yatanlar değil, onlarla konuşarak, bir şey çözüleceğini zannetmiyorum. Bırakın demek de yol değil. Çünkü, biz diyoruz ki, insan hayatı en yüce değerdir. O diyor ki, benim davam benim hayatımdan daha önemlidir. Bu çok temel bir farklılıktır. O bakımdan bizim buradaki muhatabımız hükümettir, daha doğrusu Türkiye'de hükümet demek olan Başbakandır.

Söylem çok önemli bir şey Türkiye'de. İnsanların onurlarına, haysiyetlerine, şereflerine seslenmek ayrı, bu kavramlarla oynamak ayrı" dedi. İki somut talep olduğunu ve bu taleplerin zaten hükümetin gündemindeki konular olduğunu söyleyen Livaneli, "Peki bu iki temel konuya evet diyorsanız, Adalet Bakanı çıkıp, 'Sesiniz duyulmuştur, tamam biz gerekeni yapacağız' diyorsa, arkasından Sayın Başbakan'ın 'Tamam bu konular çözülebilir, dileğimiz bir an önce bırakmalarıdır' demek yerine kuzu-kebap edebiyatına sarılması" diye konuştu.

Livaneli, Başbakan Erdoğan'a da seslenerek, "Lütfen bu üslubu değiştirin, zaten kabul etmiş olduğunuz şartları, bunu bir yenilgi gibi de görmeyin, demokratik toplumlarda talepler vardır, iktidarı elinde tutan insan mutlak hakim değildir, lütfen taleplere kulak verin, üslubu da değiştirin. Çünkü Başbakan'dan sonra bunu çözebilecek hiç kimse yoktur. Bu da şu demektir, ölümlerden de Başbakan sorumludur" diye konuştu.
Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2012, 18:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner8