Siyasette kartlar yeniden mi karılıyor?

Korona sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, içte ve dışta ekonomik, sosyal siyasal, çok çarpıcıcı gelişmelerin olacağı genel kabul gören bir öngörü, tabir caizse piyasa bu öngörüyü çoktan satın aldı. Çarşıya pazara pek çıkamayan,  işe gidemeyen insanlar henüz farkında olmasa da işin uzmanları çok büyük bir ekonomik krizin genelde dünya piyasalarını, özel de Türkiye’yi vurmasının kaçınılmaz olduğunu, bu seferki krizin torpil yapıp bizi teğet geçme ihtimalinin de olmadığını söylüyorlar.

Herkesi durduran, her şeyi donduran ve insanlık ailesinin yarısını evlere hapseden korona virüsü ülkemizde de siyaseti dondurmuş, mevcut statüko bu vesileyle korunmuş, hatta her olağanüstü dönemde olduğu gibi bir parça iktidarın pekiştirilmesi işlevi de görmüştü. Ancak son iki üç haftadır art arda ortaya çıkan bazı gelişmeler Türk Siyasetinde çok ciddi değişiklik sinyalleri veriyor.

Önce darbe iması tartışması başlatıldı, iş suikast ihtimalini konuşmaya kadar vardırıldı. Ardından aynı gün bir başka açıklamayla boşa çıkarılsa da MHP’den “artık tek başımıza iktidar olmanın vakti geldi” gibi bir çıkış geldi. 21 yıl sonra Abdullah Öcalan’a ailesi ile görüşme izni verildi, Sırrı Süreyya Önder üzerinden Kürt Sorununda yeni bir çözüm süreci başlatılması arayışları olduğu ileri sürülüyor. En son kulis bilgisi de İyi Parti ile Ak Parti arasında anayasa değişikliği çalışmalarının Ömer Çelik başkanlığında başlatıldığı yönünde. Ak Parti’nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki barajı % 40’a çekmek istediği, buna karşılık da İyi Parti’nin milletvekilliği seçim barajının % 5 ‘e düşürmeyi teklif ettiği iddia ediliyor. Bütün bunlara ilave olarak 7 Temmuz 2020 itibarıyla milletvekillerinin emekliliği hak edecekleri ve bu tarihten sonra kendilerini daha bağımsız ve özgür hissedecekleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminden sonra iyice işlevsiz hale gelen milletvekilliği unvanını savunmaya geçebilecekleri konuşuluyor. Partiler arası geçişler olabileceği, baskın bir erken seçim olabileceği, yeni kurulan Deva ve Gelecek Partilerinin de seçime girebilmek maksadıyla mecliste gurup kurabilecekleri konuşuluyor. Kısacası anlaşılan siyasette kartlar yeniden karılıyor, İstanbul seçimlerine itiraz için Ak Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un “hiçbir şey olmasa da bir şeyler oldu” sözünü gelecek zaman kipiyle yinelemenin zamanıdır; siyasette hiçbir şey olmasa da bir şeyler olacak.

Kendisini siyaset ustası ilan eden Erdoğan’ın yeni ve çok şaşırtıcı hamlelerine tanıklık edebiliriz. Biz tanıklık etmeye hazır olsak da sağdan Bahçeli ve soldan Perinçek’le kuşatılmış ve eski gücünden çok uzakta olan Cumhurbaşkanının yeni hamleler yapmaya ve kamuoyunu şaşırtmaya gücü yeter mi? Hiç zannetmiyorum ama siyasette ilkeler ve değerlerden ziyade acil çıkarların belirleyici olacağı günlere, aylara yaklaştığımız açıkça görülüyor. Mevcut iktidarın iktidarını muhalefetin de muhalefetini sürdürme peşinde oldukları (garip ama böyle maalesef), bunun için ince ince hesaplar yaptıkları anlaşılıyor.

Ancak Türk siyasetinin asıl sorunu siyaset üretemeyen bir iktidar ve adeta ona bağımlı hale gelmiş muhalefet sorunudur ve bu çorak iklimde yeni kurulan Ali Babacan’ın  Deva Partisi ve Davutoğlu’nun Gelecek Partisi yeni bir umuttur. Bu partiler acil ve peşin partisel çıkarlar tuzağına düşmeden, iktidara arkadan bağlı bir muhalefet anlayışına prim vermeden ilkeler ve değerler üzerinden siyaset üretebilirlerse Türkiye’nin devası da olurlar, geleceği de. Şahsen umudumu hiç kaybetmedim hiçbir şey olamasa da bir şeyler olacak artık.

YORUM EKLE

banner19

banner8