Sünnetullah’ı By-pass etmek.

Depremler, seller, yağmurlar vs tabii ki Takdir-i İlahidirler.
Takdir-i İlahi şu demektir. Takdir-i ilahi olan olayların kararını insanlar vermez. Bu kararı Allah verir. Bu
olayların ‘Kader’i sadece Allah’ın insiyatifinde (Meşietinde) dir. Bizim (İnsanın insiyatifinde (Meşiet) değildir.
Takdir-i İlahi’yi, Sünnetullah, Allah’ın evrende cari olan fiziksel, biyolojik, sosyolojik yasaları/ Tabiat yasaları/
eşyanın tabiatı olarak da anlayabiliriz. Bu yasalar değişmez, dönüşmez yasalardır.
Yaşadığımız arzın fiziksel yasalar çerçevesinde zaman zaman deprendiğini deneyimledik. Ve bu deprenmenin
neden olduğu, nasıl olduğu, en fazla nerelerde olabileceği, yaklaşık periyodları vs ile ilgili küçümsenmeyecek
kadar bilimsel bilgi sahibi olduk.
Bütün bu bilgilerimiz ile depremi engelleyebilecek, erteleyebilecek bir güç kazanmadık. Ancak, depremin
gerçekleşebileceğini, nerelerde gerçekleşebileceğini bilerek tedbirimizi ona göre alarak yaşamımızı kurgulamaya
karar verebiliriz. Misal: Fay hatlarının üzerine evlerimizi şehirlerimizi/ yollarımızı/ köprülerimizi… inşaa
etmeyebiliriz. İnşaa ettiğimiz evlerimizi, binalarımızı, köprülerimizi, şehirlerimizi depremin şiddetine
dayanabilecek malzeme ve teknoloji ile inşa edebiliriz.
Nitekim insanlığın mühendislik bilgisi ve inşaat teknolojisi de bunu başarabilecek bir gelişmeyi kat etmiştir.
Bu bilgi, teknoloji ve yer seçimi Allah’ın insiyatifinde değildir. İnsanın insiyatifinde (meşiet) ve
sorumluluğundadır.
Allah, insana, bilgi, bilinç, akıl ve irade vermiştir. Bu bilgi, bilinç, akıl ve iradesi ile verdiği her karar Allah’ın
sonsuz İnsiyatiifi (meşiet) ile insana tanıdığı insiyatif (meşiet) alanındadır. Bu alan Takdir-i İnsani alanıdır.
Takdir-i İnsani alanı, sadece bireylerin kendilerinin insiyatif alanı değildir. Takdir-i İnsani (İnsan insiyatifi)
tarihsel ve çevresel faktörlerin etkisi altındadır. Sözgelimi Bir Japon’u etkileyen tarihsel ve çevresel faktörler ile
bir Türk’ü etkileyen Tarihsel ve çevresel faktörler aynı değildir. Biz atalarımızın bir devamıyız. Japonlar da
atalarının devamıdırlar. Tarihsel ve çevresel etkiler bugünden yarına değişecek etkiler değillerdir.
Tarihsel ve Çevresel etkiler belirleyici değillerdir. Etkileyicidirler. Güçlü iradeler/ İnsiyatifler/ Karar vericiler bu
etkileri minimize edebilir. Yeni başlangıçlar yapabilirler. Devrimciler ve Peygamberler Tarihsel ve Çevresel
faktörlerin insanların hayatlarını belirlemesinin önüne geçer. Peygamberler, Allah’tan başka İlah yok derken,
Allah’ın iradesi (Sünnetullah) dışında insan iradesini belirleyecek bir irade tanınmaması için mücadele
etmişlerdir.
Dolayısıyla Yaşadığımız ve başımıza gelen her şey ‘Bir kader’ (Takdir) dir. Ancak kimin ya da kimlerin toplam
kararı ise onların takdir ettiği bir kaderdir şeklinde düşünmemiz daha sağlıklı olur.
Yıllar önce Afyon’da meydana gelen ve 35 acemi askerin şehit olduğu bir cephane patlamasını ‘Takdir-i İlahi’
olarak niteleyen bir devlet yetkilisine karşı şunu yazmıştım:
“Evet Takdir-i İlahi’dir. Ama hangi ilahın takdiri olduğuna bakmak gerekir. Acemi askerlere akşam saatinde
ceza vermek maksadı ile sayım görevini veren ve kendini sorgulanamaz gören bir ilahın takdiridir.”
Bir öğrencim sormuştu:
“Hocam, İnsanlar neden kendilerinin verdiği kararların sonuçlarını ‘İlahi yazgı/ Takdir-i İlahi’ şeklinde
nitelendiriyorlar? Biz buna inanmayınca ‘Siz inançsızsınız’ diyorlar. Kendileri ise inançlı oluyor’
Başka bir Öğrencim şöyle cevap vermişti:
“Aslında bu bir inanç değildir. Bir kaçıştır. Kendi sorumluluğunu üstlenmeme ve kendi yaptıklarını
sorgulamamak için suçu başkasına/ Allah’a atıyorlar. İnsanlar ‘nerde hata yaptım’ sorusunu sormak
istemezler. Kendilerine toz kondurmak istemezler.”
Depremler ve diğer felaketle takdir-i ilahidir. Ama evlerimizin, okullarımızın, binalarımızın, köprülerimizin,
yollarımızın vs mühendisi, mimarı, müteahhidi Allah değildir. Bütün bunlar Takdir-i İnsanidir.
Ne yapılması gerektiğini bilmemize rağmen yapmamamızın tarihsel bir zihniyet sorunu olduğunu da
söylemeliyim. Benim evime ilgili devlet kurumu gelse, ‘Evin deprem için uygun değil’ dese, evden çıkmak
işime gelmez. ‘Allah kerim, Bir şey olmaz, 30 yıldır, bir şey olmamış, yine bir şey olmaz. Kim öle kim kala’

derim. Ve evimi boşaltmak istemem. İşte bu zihniyeti değiştirecek ya da bu zihniyetin etkisinde kalmayacak/
dikkate almayacak güçlü insiyatifler lazım. Beni evime sokmayacak, yıkacak insiyatif…
Bu irade benim onu bypass etmeme müsaade etmeyecektir. Çünkü zihniyet olarak bunu yapacak eğilimdeyiz. Ve
çoğu zaman başarıyoruz.
Kemer takmamak için aparat icat etmiş yurdum insanı maalesef ‘Sünnetullah’ı bypass edecek yöntemi
henüz bulamadı.
Allah rahmet eylesin.
Geride kalanlarımıza da akıl-fikir ve iz’an versin.

YORUM EKLE

banner19

banner8