Tebbet Yeda Racism !

“Sınanmadığın günahın masumu sanma kendini” demiş Sadi Şirazi…
Kur’an’da da sözlerimize itibar edilmeyeceği, ‘Dürüstleri sahtekarlardan ayıracak sınavın kaçılmaz olduğu söylenmektedir. (Ankebut:3)

Geçenlerde bindiğim bir belediye otobüsünde, eskiden beri tanıdığım, zaman zaman çeşitli ortamlarda karşılaştığım, Bursa’nın büyük bir okulundan emekli, 65 yaş civarında bir öğretmen ile karşılaştım. Başımla selamladım ve yer verdim. Oturmak istemedi. ‘Lütfen’ dedim. Israr ettim. Oturdu. Teşekkür etti. Ona bakarken, 15 sene sonraki halimi düşünüyordum. Çok sağlıklı ve dinç görünüyordu. Ona imrenmiştim… Acaba ben o yaşta nasıl olacağım… diye düşünüyordum.

Bir sonraki durakta ondan biraz daha genç bir kadın bindi. Tanışmıyorlardı. Hoca o kadına oturması için yer verdi. Kadın oturmak istemedi. Karşılıklı ‘lütfen’ler, ‘rica ederim’lerden sonra kadın oturdu. “Ben sizden yaşlı değilim. Keşke rahatsız olmasaydınız” dedi kadın. Hoca, “Yaş mevzuu değil efendim. Bir hanımefendi ayaktayken oturmak bizim kitabımıza sığmaz” dedi. Kadın teşekkür etti. İkisi de kibarlıktan kırılıyorlardı. Ben de manzarayı tebessümle izliyordum…

Oturdukları koltuk dörtlüydü. Karşıda tersten 2 Suriye’li, orta yaşlı kadın oturuyordu.
Hoca, o kadınlara baktı ve yer verdiği kadın ile göz göze geldi. Suriyeli kadınlara bakarak dudak büküştüler. Hoca: “Onlar oturuyor, siz ayakta duruyorsunuz. Biz bu ülkede ikinci sınıf insan olduk. Buna sebep olanlara lanet olsun… vır vır vır…”

Kan beynime sıçramıştı. Bir yandan da kadınlar dil biliyorlarsa anlayacaklar diye tedirgin olmuştum. Bizimkilerin ise hiç umurunda değildi. Onlar adına utandım. “Bir yerde utanılması gereken bir şey varsa ve o şeyden utanmaları gerekenler utanmıyorsa, onlar adına utanmalısınız” demişti Murat Kapkıner. Ve oradan uzaklaştım.

Birkaç gündür sosyal medyada Mudanya belediye başkanının, Suriyelilere sahili yasaklama uygulamasını tartışıyoruz. Dışarıdan baktığımızda dindar, özgürlükçü, aklı başında, meslek sahibi, dışarıdan baktığında ‘Adam’ zannedebileceğin insanların çılgınca, uzun uzun nazi  kafası ürünü hezeyanlarını süsleyecek cümleler kurduklarına şahit oluyoruz. Çoğu yalan, abartı, genelleme ve kibir ürünü olan bir yığın herze…

Geçen hafta şahit olduğum, medrese, imam hatip, ilahiyat mezunu, hafız ve hafızlık öğretmeni çarçaflı bir cemaat anaokulu öğretmeninin kendi gibi arkadaşları ile yaptığı Suriyeli aşağılama ayinini düşününce Mudanya belediye başkanının uygulaması ve ona destek olan nazi kafalıların yaptığı hafif  bile kalıyor. (Bkz: Geçen haftaki köşe yazım)

Bu yaşadığımız sınav hayatımızda başımıza gelebilecek en büyük sınavlardan birisidir. İnsan kalitemiz bu sınavda söylediklerimiz, tavırlarımız, tutumlarımızla doğrudan ilgilidir.
Yazımın başında bahsettiğim 65 yaşındaki öğretmen abimizi düşünün. Irkçılığın, ayrımcılığın, dışlamanın ne kadar ahlaksızca bir şey olduğunu, yardımseverliğin, diğergamlığın, fedakarlığın ne büyük erdemler olduğunu kaç öğrenciye anlatmıştı. Irk ayırımcılığını anlatan onlarca film izlemiştir. Onlarca kitap okumuştur. Avrupa ülkelerinin ayrımcı uygulamalarını kim bilir kaç defa eleştirmiştir. Renk ve ırk ayırımı ile ilgili kaç nutuk atmıştır. Ama muhtemelen ev temizliği işinden dönen iki ‘Yabancı’ kadın, kıytırıktan bir koltuğa ondan önce oturdular, ona efendi muamelesi yapmadılar ve “sen varken bizim oturmamız yakışmaz” demedikleri için kaş göz yaparak, en ahlaksızca tacizi yapmaktan geri durmamıştır.

O kadınlar Amerikalı, Alman, Rus, İngiliz… vs olsalardı bunu asla yapmayacaktı. Hatta Afrikalı zenci olsalar da bunu yapmayacaktı. Almanların, Fransızların, İngilizlerin karşısında yaşadıkları aşağılık komplekslerini, ezilmişliklerini Arapların en muhtaç durumda olanlarını aşağılayarak ödünlüyor gibiydiler.
Psikologların, sosyologların, sosyal psikologların bunun adını koyması ve acilen bu ırkçı psikopatların rehabilite edilmesi elzemdir.
Einstein’in dediği gibi “Irkçılık bir çocuk hastalığıdır” Bunlar en entelektüelinden, en hafızı hocasına kadar çocukluklarından beri beri hastadırlar. Çocukluklarına, yaşadıklarına inip kitlesel olarak rehabilite edilmeleri gerekir.

Değilse, koca koca adamlar kaybedecekler.
İnsanlıklarını kaybedecekler.
Münferid olaylardan hareketle milyonlarca insanı yargılayıp iftira atabiliyorlar.
Hiçbir delil olmadan komple bir ırkı itham edebiliyorlar.
Komple tüm göçmen kadınlara iffetsizlik isnat edebiliyorlar.
Empati, merhamet, fedakarlık, adalet gibi tüm ahlaki ilkeleri ırkçılık hastalıklarına kurban edebiliyorlar.

Sınavı kaybediyorlar.
İnsanlıklarından vazgeçiyorlar.
Tebbet yedahum.
Amin.
YORUM EKLE

banner19

banner8