Türkiye'nin sınırları nasıl değişecek?

Türkiye’nin taraf olduğu ve Türkiye sınırlarını tayin eden anlaşma 30’dan fazla ülkenin katılımı ile İsviçre’nin Lozan şehrinde 24 Temmuz 1923’te imzalandığı için Lozan Anlaşması diye biline bu anlaşmanın 100. Yılında ortadan kalkacağı şeklinde oldukça yaygın bir görüş vardır. Elbette bu görüşün kitabi ir kaynağı yoktur. Anlaşma metninde, geçicilik yada zaman kısıtlamasını öngören herhangi bir madde de yer almamıştır. Anlaşma’nın gizli maddeleri hakkında yapılan tartışmaların da bir mesnedi yoktur. Anlaşma’nın gerçekten gizli maddeleri varsa bunu iddia edenler bir kaynak gösteremediğinden söyledikleri tümüyle hükümsüzdür ve gerçek dışıdır.

Türkiye’nin bu anlaşmaya rağmen sınırlarını kendi lehine değiştirmesi de akılcı bir görüş değildir. Anlaşma ile pek çok konu da Türkiye’ye haksızlık yapıldığı kesinlik derecesinde açıktır. Ne var ki anlaşmadan 93 yıl sonra, dünyada halen var olan siyasi askeri dengeler dikkate alındığında, Türkiye’nin anlaşma ile kendisine yapılan haksızlıkları giderme imkanının olmadığını da teslim etmek gerekir.

Lozan’dan sonra Hatay ile Türkiye sınırlarını değiştiği gibi bir örnek vardır. Ancak hatırlamak gerekir ki 20 Ekim 1921 Ankara İtilafnamesi ile Türkiye/Suriye sınırı çizildiğinde, Hatay bölgesine ayrı özerk bir statü verilmişti. 1936’dan itibaren başlayan Hatay’ın geleceği hakkında ki tartışmalarda, İngiltere Fransa arasında ki rekabetten dolayı, İngiltere’nin Fransa’ya karşı Türkiye’ye destek olması, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kolaylaştırmıştır. Özerk olan Hatay yönetiminin Türkiye’ye katılma kararı bu sayede uygulanma imkanı bulmuştur.

Lozan Anlaşmasının boğazlar hakkında ki maddelerinde de Türkiye’nin lehine olan değişiklikler Montrö Boğazlar sözleşmesi ile 1936’da karara bağlanmıştır. Bu sözleşme de kabul edilmelidir ki Türkiye’nin isteği, gücü ve çabası ile değil dönemin SSCB’si ve İtalya’sına karşı İngiltere ve müttefiklerinin bu iki ülkeye karşı cephe almaları sonunda bu sözleşme olmuştur.

Hatay ve Boğazlar meselesinde olduğuna benzer bir şekil de Musul ve çevresinde Türkiye’nin lehine bir değişiklik beklenebilir mi? Hatırlanmalıdır ki Musul 7 Haziran 1926 Ankara Anlaşması ile İngiltere’ye (Irak’a) bırakıldı. Hatay bölgesinde ki Türk nüfusunun varlığı nedeniyle oraya özerk bir statü veren hükümler Musul için Ankara anlaşmasında yer almamıştır. “İsteyen Türkmenlerin iki ay içinde müracaat ederek Türkiye’den vatandaşlık hakkı elde edecekleri” maddesinin dışında anlaşmada Türk varlığı yoktur. Musul sorununda doğrudan Türkiye’yi taraf edecek, orada ki Türk varlığının haklarının korunmasında Türkiye’yi sorumluluk veren bir hüküm anlaşmada mevcut değildir.

“Türkiye, Musul’u birleşik Irak’a bırakmıştır, Irak dağılırsa Musul’da eski sahibi Türkiye’ye kalır” diye Abdullah Gül’ün on yıl kadar önce yaptığı açıklamanın ne ölçüde soruna çözüm getireceği şüphelidir. Bir defa 100 yıl öncesine göre Musul’un nüfus yapısı oldukça değiştirilmiştir. Türkmenler varlıklarını koruyamadılar. Bir kısmı Türkiye’ye göç etti. Alevi Türkmenlerin Şiileşmesi sonucunda bir kısmı Irak’ın güney bölgesine göç etmişken bir kısmı da 2004’te başlayan IŞİD işgalinde bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Türkmeneli bölgesi azalan Türkmen nüfusu nedeniyle giderek “bir tarih konusu” durumuna gelmektedir. Buna karşılık çeşitli Irak hükümetleri en çok da Baas Partisi iktidarı döneminde Türkmeneli bölgesine iskan edilen Arap nüfusu, bölgede ki nüfus dengelerini önemli ölçüde değiştirdi.

Türkmeneli bölgesinin başta Kerkük olmak üzere sahip olduğu doğal kaynaklar Kürt yayılmacılığını da özendirmiş, “Kerkük Kürtlerin Kudüs’üdür” gibi hayali iddialara neden olmuştur. 2003’te ki ABD işgali ise Irak Kürtleri için Türkmeneli bölgesine yayılma imkanı vermiştir. ABD işgalinin işbirlikçisi olan Kürtler, Arap nüfusunun da bir bölümünü tehcir ederek onların yerine Kürt bölgesinden getirilen Kürt nüfusu iskan ederek Türkmeneli nüfus dengesini büsbütün değiştirmişlerdir. Türkmeneli bölgesinde ki nüfus dengesinin Irak’ın kurulmasından itibaren 80 yılda bozulmasından daha çoğu son on yılda gerçekleşmiştir.

Türkiye, 2003’te Irak’ın işgaline seyirci kalarak bölgedeki bu nüfus yapısının değiştirilmesinde de seyirci kalmıştır. Türkmenlere karşı sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Türkmeneli bölgesi Arap ve Kürt bölgesi diye ikiye ayrıldığı gibi Türkmenlerin % 30 ile 40 aralığında ki kısmının mezhebi nedenlerle İran tarafında saf tutması hem Türkmenlerin yeniden ve telafisini zor bir bölünmeye uğrattığı gibi bölgeye muhtemel bir Türkiye müdahalesine karşı da bu Şii Türkmenleri hasım durumuna getirmiştir. Bütün bu şartlar içinde Türkiye’nin Irak tarafında kendi lehine bir sınır değişiminin akılcı olmadığı açıktır.

Sincar’da ki PKK işgali ve Trükmeneli bölgesinin önemli şehirlerinden Telafer’de ki Türkmenlere yönelebilecek muhtemel bir katliam nedeniyle Türkiye’nin Musul bölgesine müdahalesi Sincar’dan Suriye’nin kuzey bölgesine uzanabilecek bir PKK koridoru için de Bağdat’tan Şam’a uzanacak Şii işgal bölgesi için de önemli bir engel oluşturacaktır.
YORUM EKLE

banner19

banner8