TÜRKLER İLE KÜRTLERİN YARIŞTIRILMASI

Bazı çevreler Türklerle Kürtleri değişik alanlarda yarıştırmayı ya da mukayese yoluyla siyasi sonuçlar çıkarmayı bir alışkanlık haline getirmiştir. Bunun örneklerinden birisi de hangi tarafın önce Müslüman olduğu tartışmasıdır. Bu tartışmalara taraf olmaması icap eden MEB’in, onayladığı 2017-2018 Öğretim Yılı, Lise 9. Sınıf tarih derksi kitabında ki bazı ifadeler nedeniyle MEB’de tartışmanın doğrudan tarafına durumuna geldi.

 

Hatırlanmalıdır ki MEB’in söz konusu tarih kitabında “Kürtlerin Müslüman olan ikinci topluluk olduğu, Hz. Ömer döneminde El-cezire bölgesinin fethedildiğini ve Kürtlerin de Dört Halife döneminde Müslüman olan ikinci topluluk oldukları” belirtilmiştir.

MEB’de karar alıcılar her şeyden önce onaylayıp sahiplendikleri söz konusu kitaptaki ifadeleri yazanlar için bugüne kadar ne yapmışlardır? Muhtemelen hiçbir şey yapmamışlardır. Söz konusu kişilerin hangi bilimsel müktesebatın sahibi olarak MEB için böyle kitaplar yazmaktadırlar? Kitap yazımı için seçilen kişilerde gerçekten bilimsel bir vasıf aranmakta mıdır?

MEB’in kitabında ki bu ifadeler, Türklerin İslamlaşması bölümünde yer almıştır. Türklerin İslamlaşması ile bu ifadeler arasında bir münasebet kurmak için hem cahil hem de kötü niyetli olmak icap eder. Ancak MEB adına yazıp çizenlerin bir kısmında hem cehaletin hem de kötü niyetin baskın olduğu bu kitapla bir kere daha görülmektedir.

Oysa 10. Yüzyılda Abbasi Egemenliğinde ortaya çıkan Mervanilerden önce günümüzdeki Türkiye sınırları içinde bir Kürt nüfusu yoktur. Arap tarihçileri, seyyahları Irak’ın kuzeyini “El-cezire” diye adlandırmışlar. Yunanlılar Mezopotamya adını vermiştir. Tartışma aslında bazı Kürt araştırmacıların, bu Mezopotamya ya da El-cezire adını Türkiye’nin Güneydoğusunu da içine alacak şekilde genişletmeleridir.

Yüz yıl kadar önce Kadri Cemilpaşa adlı cahil birisi, Hz. Ömer Döneminde Diyarbakır’ın fethi esnasında “büyük bir Kürt katliamı yapılarak şehrin ele geçirildiğini” iddia etmişti. Halbuki o dönemde Diyarbakır-Mardin-Urfa bölgesinde Kürt nüfus yoktur. Ancak bu yanlış Cemilpaşa ile sınırlı kalmadı. Sonradan gelen onun ardılları da bu ipe sapa gelmez iddiayı tekrarladı. Böylece Doğu bölgesinin İslamiyet’in gelişinden önce bile Kürt yerleşim bölgesi olduğu, İslamiyet’in de Kürt katliamı ile Kürtler arasında yayıldığı tezinin tekrarı oldu.

İşin doğrusu şudur ki Hz. Ömer döneminde Müslüman Araplar günümüzde İran-Irak sınır çizgisindeki Zağros dağlarını aşıp İran’a girince Kürtlerle karşılaşmıştır. Belazuri’nin ve İbnü’l Esir gibi pek çok İslam tarihi kitaplarının metinleri böyledir. Üstelik Doğu bölgesinde ki eski yer adlarının kuzeyde ezici çoğunluğu Ermenice, güney de ise Arapça-Süryanice kelimelerden oluştuğu bilinmektedir. Türklerin ve Kürtlerin bölgeye gelişinden önce bölgenin sakinlerinin dilleri, bölgede yer adı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir topluluğun diğerlerine göre önce ya da sonra Müslüman olması ne ifade eder? Diğerine karşı bir önceliğin, üstünlüğün ifadesi görülebilir mi? Öyle ise Arapların herkesten önce Müslüman olmaları ve hemen herkese en azından ilk üç yüz yıl İslamiyet’i ulaştırmaları nedeniyle özel bir üstünlüklerinin olduğunu teslim etmek gerekir. Müslüman toplumları, İslam’a giriş zamanlarına göre derecelendirme takıntısının olduğu ayan beyan görülen bu ifadeler, her hangi bir sorunu çözmediği gibi yeni ve başka tartışmaların da kapısını aralamaktadır.

 

Dört Halife Döneminde İslam yayılırken Türkler ise Ceyhun Nehrinin doğusunda idi. Kürtlerin meskun olduğu bölge ile aralarında ortalama iki bin km bulunmaktadır. Bu mesafeyi Arapların aşıp İslam’ı Türklere ulaştırmaları elbette zaman almıştır. Coğrafi mesafe nedeniyle ortaya çıkan bu zaman farkından bir fazilet ve siyaset ilkesi çıkarma çabası da hakikate ve doğrudan İslam’ın ilkelerine mutabık değildir.

 

Acaba İslam Tarihinde buna benzer bir tartışmanın örneği bulunabilir mi? Tarihte benzeri olmayan böyle bir tartışmanın mantığını, gerekçesini de İslam ahlakına sığdırmak mümkün müdür? Bilgi vermesi, ibret olması, bilinç oluşturması icap eden tarih ders kitapları tam aksine bunlardan uzaklaştırıyorsa böyle bir dersin varlığı da içeriği de giderek bir yük olmaktadır. Hakikatin önünde bir duvar halini almaktadır.

 

Ders kitaplarında konu ile bağlantılı olarak Arapların yer aldığı gibi Kürtlerin de yer almasını doğal karşılamak icap eder. Ancak ne Arapların ne de Kürtlerin tarih dersinde yer alması Türklere veya diğer bir Müslüman topluluğa karşı bir yarışın bir derecelendirmenin sonucunu telkin etmemelidir. Nihayet Müslümanlık hakkında karar verici olan da ödül veya ceza verici olan da Allah’tır. Tarih ders kitabı yazanların bu gerçeğe sadakatle yazmaları icap eder.
YORUM EKLE

banner19

banner8