TÜSİAD CUMHURİYETİ

Özgür bir ülkede herkesin olup biten hakkında kendi görüşünü açıklama hakkı vardır, olmalıdır. Hiç kimse görüşünü açıkladığı için kınanamaz. Görüş açıklamak için de kimseden, özellikle hükümet çevrelerinden izin alma şart aranmaz. Bazı çevreler görüş açıklamaktan alıkonulursa ya da görüşlerini açıklamak için hükümet makamlarından izin almakla yükümlü sayılırsa artık orası özgür ülke olmanın temel şartını kaybetmiş demektir.


TÜSİAD da nihayet bir dernektir. Üyelerinin olup bitenler hakkında görüşlerini açıklaması o derneğin ve üyelerinin hakkıdır. TÜSİAD ekonomi, dış siyaset vb. konularda görüş açıkladığı için bir kınama konusu yapılamaz. TÜSİAD üyelerinin (şaibeli-kirli) bir sermaye sahibi olmaları bile onların, konuşma haklarını ortadan kaldırmaz. Ancak TÜSİAD’ın askeri darbecilere karşı Buda sessizliğini tercih etmesine hatta onlara destek olmasına karşılık, konuşma hakkını, seçilmişlere karşı kullanmasını makul görmeğe imkan yoktur.


TÜSİAD (Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği yeni adı ile Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği) 12 Mart 1971 Muhtırasından 20 gün sonra kurulmuştur. Kuruluş tarihi tesadüf değildir. TÜSİAD, darbecilere yakın olduğu gibi onlara her türlü yardımda bulunmuştur. 12 Mart 1980, 28 Şubat 1997 ve 28 Nisan 2007 darbelerine hep destek olmuştur. Üye sayısı 450 kadardır. Ancak Türkiye’de adı en çok duyulan büyük holding sahipleri, (Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi) derneğin kurucularıdır. Bu yüzden olmalıdır ki etkileri sayılarından çok fazladır.


TÜSİAD Mayıs 1979’dan başlayarak dönemin Başbakanı Bülent Ecevit aleyhine gazetelere tam sayfa ilan vermiştir. Ecevit için söylediklerinin zekatı kadarını, Kenan Evren ve diğer darbeciler için söyleyememiştir. TÜSİAD darbecilere karşı hep ürkek hatta korkak olmuştur. Türkiye’nin iş adamları neden seçilmişlere karşı demokrasiyi hak ve özgürlükleri hatırlarken darbecilere karşı susarak yalnızca kârları ile ilgilenmektedirler? TÜSİAD üyelerinin üreterek sattıkları ürünlerin müşterisi büyük çoğunlukla Türk halkıdır. Buna karşılık TÜSİAD kendi müşterisi olan Türk halkının genel isteklerine karşı her zaman kürek çekmeyi tercih etmiştir. Oysa müşterilerini darıltacak bu tür tercihlerden uzak durması beklenirdi. Mesela TÜSİAD sekiz yıllık zorunlu eğitimi, İHL’lerin DİB’nın eleman ihtiyacına göre sınırlandırılmasını ve son yıllarda ise LGBT’lilik hareketlerini desteklemiştir.


Bütün bunların geçmişte kaldığı söylenemez. Huylunun huyundan vazgeçmeyişi gibi TÜSİAD seçilmiş Ak Parti hükümetine karşı yine bir muhalefet partisi gibi davranmayı seçmiştir. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine karşı Türkiye’nin tutumunu başkanları Orhan Turan ile eleştirmiştir. Hatırlanacağı gibi özellikle İsveç’te PKK faaliyetlerinin çok açık ve görünür olmasına karşılık Türkiye, “İsveç terör örgütlerine yardım ettiği için bu haliyle  NATO’ya üye olamaz, olmamalıdır” tezini savunmaktadır. Türkiye kendi sınırları içinde ve dışında terör örgütlerine karşı son yıllarda oldukça etkili, başarılı mücadeleler verirken, terör örgütlerinin İsveç vb. ülkelerde eleman, para vd. lojistik malzeme temin etmesine itiraz etmesinden TÜSİAD niçin rahatsızlık duymaktadır? Adında “Türk” sözü olan TÜSİAD, Türkiye’ye karşı terör faaliyetlerine izin veren, yardım eden ülkelerin yanında saf tutmaktadır. Böylece Türkiye’deki müşteri çoğunluğunu yok saymaktadır.
Türkiye’de (varlığı şaibeli-kirli) büyük sermayenin demokrasi ve hatta ekonomi adına bu çıkışları kendi cesaretiyle, güven duygusuyla yaptığını iddia etmek inandırıcı değildir. Türkiye’de ki büyük sermaye grupları (holdingleri) her biri başka bir yabancı sermayenin ortağı ya da temsilcisi durumundadır. Muhtemelen bu yüzden Türkiye içinde pazar kaybetme, müşteri kaybetme kaygıları yoktur. Nasıl olsa Türkiye’nin ekonomisi icabı bir çoğu tekel durumundadır ve ihracat yoluyla Türkiye’de kaybedeceği pazarı, yurt dışında bulacağı beklentisi olmalıdır.


TÜSİAD çevrelerinin Türkiye’ye bağlılığı yabancı ortaklarına olan bağlılıkları kadar değildir. Türk halkından kazanıp büyüttükleri sermayeleri için, Türk halkına karşı asla minnet duyguları yoktur. Aksine Türk halkının İslam’a olan bağlılığını, yakınlığını TÜSİAD çevreleri her zaman sorun olarak gördüklerini açıklamıştır. Belki bu yüzden TÜSİAD, Türk halkının sevindiğine sevinmez, üzüldüğüne üzülmez.


Türkiye’nin teröre karşı verdiği mücadele açıktır ki TÜSİAD için bir haber değeri bile taşımamıştır. Terör konusunda Türkiye’nin beklentilerinden daha çok yabancı ortakların beklentileri TÜSİAD’ın tercihleri için daha çok tayin edici olmuştur. TÜSİAD, Türkiye’de seçilmişleri hiçbir zaman iktidar sahibi görmemiş, gelip geçici saymıştır. Ak Parti döneminde halkın önemli bir kesimi yoksullaşmış, TÜSİAD çevreleri varlıklarını üç beş kat büyütmüşken şimdi Ak Partiye karşı bayrak sallamaya başlamışlardır. TÜSİAD çevresi esas iktidar sahibi olarak askeri bürokrasiyi görmüştür. Bunun yanında TÜSİAD kendisini hem Türkiye’nin hem de cumhuriyet idaresinin sahibi saymıştır. Dolayısı ile Türkiye için karar verme hakkını, yetkisini seçilmişlerde değil, TÜSİAD kendisinde görmektedir. Türkiye onlar için yalnızca bir “Tüsiad Cumhuriyeti’dir.” Seçilmiş iktidarları, bu basit gerçeği kabul etmeyen, görmeyen gelip geçici bir siyasi zümre saymaktadırlar.
 

YORUM EKLE

banner19

banner24