ÜNİVERSİTE

Türkiye’de Boğaziçi, ODTÜ vb eski üniversiteler sol hiziplerin egemen olduğu yerlerdir. SSCB’nin yıkıldığı dönemde SSCB lideri Gorbaçov Ankara’ya gelip ODTÜ’de konferans verirken azgın sol hiziplerin hakaretine, saldırısına maruz kalmıştı. Gorbaçov Moskova’da görmediği tepkiyi Ankara’da ODTÜ’de görmüştü. ODTÜ, Boğaziçi vb üniversitelerin bu hale gelmesinde birden fazla sebep aransa bile yönetim tarzının o sebepler arasında olduğundan kuşku duyulamaz.

Eski Türkiye’de rektör nasıl seçilirdi? Araştırma görevlileri, okutmanlar, idari personel oy kullanamazdı. Sadece Yrd Doç, Doç, ve Prof olanlar oy kullanabilirdi. Oy kullanması uygun görülen bahtiyarlar, üniversite çalışanlarının yarısını geçmezdi. O bahtiyarların arasında da tek bir görüşün egemen olduğu bilinirdi. Türkiye’de ilmiyenin (akademinin), bilimsel özerkliği siyasetten önce, üniversitede egemen olan görüşün tehdidi altındaydı. Boğaziçinde, ODTÜ’de İslamcı, milliyetçi gibi farklı bir görüşü benimseyen bir hoca, öğrenci grubu asla barınamazdı. Bilimsel özgürlük için önce üniversitenin içinden kaynaklanan bu saldırgan tehdidin ortadan kaldırılması Türkiye’nin geleceği için kaçınılmazdır. Eski Türkiye’nin seçiliyormuş gibi yapılan üniversite rektörleriyle, bilimsel özgürlüğün temin edilmesinin mümkün olmadığını geçen yıllar göstermiştir.

                                                                                                                                   

Oysa üniversite için asıl olan bilimsel özgürlüktür. Rektörün seçimle gelip gelmemesi bunun yanında ikinci belki daha alt sıralarda bir konudur. Üniversitelerde egemen olan bu azgın, baskıcı, boğucu hizip engelinin dışarıdan bir müdahale olmadıkça aşılmasının mümkün olmadığı da görüldü. Bugünkü siyasi iktidarın belki de yapması icap eden ilk iş bu olmalıdır. Kendisine taraftar olanları çoğaltmak değil, üniversitenin özgürlüğünü boğan o baskıcı hizip engelini aşacak, yetenekte, yeterlilikte olan kişileri bulup görevlendirmektir. Yine de mevcut atamalara bakıldığında böyle bir beklenti için fazla nedenin olmadığı açıktır.

 

Bilimsel özgürlüğün önündeki engel en çok sosyal ve siyasal alanlarda ve üniversitenin içinden gelmektedir. Bu engeli sadece sol hiziplerin egemen olduğu üniversitelerden ibaret bilmek de yanlıştır. Devlet üniversitelerinin hemen hepsi farklı hiziplerin denetiminde özgürlüğe karşı bir kale durumundadır. Siyasi iktidarın idari mevzuatta, özgürlüğün önündeki engelleri kaldırmak kadar idareden kaynaklı engelleri de aşacak kalıcı düzenlemeler yapması ilmiyeye en büyük hizmeti olacaktır. Bu hizmet yol, köprü, baraj, tünel ve hava limanı gibi hizmetlerden daha önemli sayılmalıdır.

Mali kaynaklarını devlet üniversitelerine temin etmekle yükümlü sayılan siyasi iktidarın, üniversitelere hiç müdahil olmamasını beklemek gerçekçi değildir. ABD ve AB üyesi ülkelerde üniversite yönetimleri, mali kaynaklarını sağlayan mütevelli heyetlerinin elindedir. Üniversite ticari bir kurumdur. Mütevelli heyetinin yönetiminde ve denetimindedir. O ülkelerde, mütevellilere mali kaynakları temin edin ama üniversite yönetimine karışmayın denilmesi herhalde eğlenceli bir istek olur. Türkiye’deki devlet üniversitelerini de böyle düşünmek gerçekçi olacaktır.

Üniversite özerkliği, idari, mali ve akademik diye özetlenip pek çok çevre tarafından, bu üç konu özgürlüğün sac ayağı olarak takdim edilse de hayatın akışına uygun değildir. Üniversitenin akademik (bilimsel) özgürlüğü temeldir. Bu özgürlükten yoksun bir üniversite lise dengi bir okuldan farksız olur. Zaten bilimin tabiatı özgürlüğündedir. Özgürlüğün olduğu yerlerde bilim gelişir. Aksi halde yerinde sayar.

Akademik özgürlük bütün çalışma alanlarını kapsamış olsa da asıl odak noktası sosyal ve siyasi bilimlerdir. Çünkü, matematiğin, kimyanın konuları farklı görüşlerin, hiziplerin tepkisine neden olmaz. Asıl tepki çeken konular siyasi ve sosyal alanda ileri sürülen farklı görüşlerdir. Türkiye’nin geleceğini düzenleyen bir iktidarın asıl yapması gereken de üniversitelerdeki bu bilimsel (akademik) özgürlüğün özellikle sosyal ve siyasi konularda tehditlerden arındırılıp güvence altına alınmasıdır.

Üniversitelerde küçük, ayrıcalıklı bir azınlığın rektör seçmeyişini önemli bir sorun edip, seçimi çok önemsediği gibi bir şamata çıkaranların, Türkiye’de halkın % 52’lik çoğunluğu ile ve ilk turda seçilmiş olan CB’na karşı, onun tasarruflarına karşı aynı özeni göstermeyişi sadece ellerinde, denetimlerinde gördükleri üniversiteleri kaybetme korkusundan dolayıdır.

YORUM EKLE

banner22

banner19

banner24