Vıctor Frankensteın ya da ABD

 

Marry Shelly’nin yazdığı “Frankenstein; or the Modern Prometheus” dilimize “Frankenstein” diye çevrilmişti. Kitapta Victor Frankenstein adlı genç bir tıp öğrencisinin kadavralardan oluşturduğu acayip ancak akıllı bir yaratığın çerçevesinde toplumdan dışlanan kişilerin hayatları ve çektikleri inanılmaz acılar anlatılmaya çalışılmıştır. Yaratığın bir adı yoktur aslında. Ne var ki büyük bir hataya düşen okurlar onu “Frankenstein” zanneder.

Bugün edebi tahliller yapma sevdasına falan düşmedim. Anlatmak istediğim şey bambaşka. Shelly’nin romanındaki genç bilim adamı Victor gibi sapkın düşüncelerle terör örgütü imal ettiren Paganlar ve onların uşağı gizli servisler ile bu servislerin kullandığı kuklaları, maşaları anlatacağım. Korkmayın kısa bir köşe yazısında bunun tarihini verecek, oluşum hikâyesini anlatacak değilim. İşin o tarafı bir kitap, daha doğrusu ciltler dolusu kitaplar ile anlatılabilir ancak. Benim size anlatacağım şey gizli servisin kendi yarattığı bir terör örgütünü yine kendi yarattığı bir başkasıyla imha etmeye çalışması gibi bir aptallık.

Çeşitli tali amaçların yanı sıra Orta Doğu’da hâkimiyet kurma ana amacı ile ortaya çıkarttıkları ve hatta bu amaçla Türkiye kaynaklarını da kullandıkları PKK da Fetö gibi, Deaş gibi bir Pagan ve CIA projesi elbet. Hep söylüyorum, yayınlanmış üç kitabımda da anlatmaya gayret ettim. Amaçları doğrultusunda kullandıkları PKK’ya bir devlet vaat ettiler. Körfez savaşları sırasında da bu sözlerini teyit ettiler. Bunlara “sözde” bir egemen devlet kurduracaklar, bu devlet doğal olarak onların güdümünde olacaktı. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Diğer bir deyişle de yanlış hesap “Bağdat’tan” döndü.

Karşılarında o eski Türkiye yoktu artık. Hesap edemedikleri buydu. Aslında elbet bir şeyler biliyorlardı ve bu yüzden tam kontrol sağlayabilecekleri bir Kürt devleti istiyorlardı ama bu kadarını akıllarına bile getirememişlerdi. İşte o yüzden o sapkın şerefsizi, Fetullah ’ı ve örgütünü öne sürmüş ve canavarca bir darbe girişiminde bulunmuşlardı. O da işe yaramadı elbet. İşte bu yüzden Orta Doğu’yu karıştırmaya, sınırımızda bir “terör koridoru” oluşturup petrol zengini Güneydoğu bölgemizi de kapsayacak bir kukla devlet hayallerini tekrar kurmaya yöneldiler. Bu arada yarattıkları ve artık elden kaçıp başlarına bela olan Deaş’ı da kırdırma amacı vardı. Bu hem zahiri hem de tali amaçlardan biriydi.

Olmadı, olamazdı. Güçlü Türkiye buna “dur” diyerek operasyona girişti. Artık ürkütüp de geri döndürebilecekleri birileri yoktu. Yerine kararlı, gerçekten memleketini düşünen inançlı ve büyük bir lider vardı.

PKK kendine verilen sözlerin tutulmaması karşısında Deaş ile ortak olup ABD’de terör yaratma tehdidini savurdu bu arada…

İşte ABD’nin iyiden iyiye paniğe kapılmasının ve bu panik ile resmi ağızdan art niyetini itiraf etmesi bu yüzdendir. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert'in "Türkiye, Suriye'nin kuzeybatısında DEAŞ'tan gözünü çevirip PKK'nın peşine düştü. Orada istikrar istiyoruz." Demesi işte bu yüzdendir. Böylece PKK’ya “Bakın size açık destek veriyoruz. Daha ne yapalım?” mesajı da verilmektedir.

Bu yazdıklarım komplo teorisi mi? Eğer öyle olsaydı ABD çıkıp resmi ağızdan “PKK terör örgütüdür ve en az Deaş kadar, Fetö kadar tehlikelidir. Hepsiyle savaşmalıyız.” Açıklaması yapardı.

Sizce bunu diyebilirler mi?
YORUM EKLE

banner19

banner8