Abdullah’ın Duman’ı

Abdullah Duman ile yakinen sohbet edecek kadar tanışmasak da 1987’lerden beri Beşyol’dan  kendisini ve ailesini bilirim. Kendisinin de açıkladığı gibi ‘Milli Görüş’ geleneğinden gelen bir ailenin ferdidir.

Bursa siyasetini yakından takip eden birisi de değilim, ancak Nezir Asaroğlu ile AK Parti Bursa İl Yöneticisi Abdullah Duman arasında geçen konuyu karşılıklı yazdıklarına göre değerlendirmeyi Bursa Şehir yazarı olarak bir görev addediyorum.

kose foto

1987 başörtüsü yasağı ve sonrasında 28 Şubat’ı yaşayan her Milli Görüşçü’nün ve hatta ‘Müslüman’ın FETÖ elebaşısı Gülen ile sorunu vardır. En zayıfının bile o haine gönlü kırıktır.  Başörtüsü eylemi yapan Müslüman gençlere ‘İran Ajanı’ ve ‘Terörist’ demesi, başörtüsünü ‘Füruat’ olarak değerlendirmesi, 28 Şubatta rahmetli Erbakan’a karşı darbecilerin safında aktif olarak mücadele etmesi genelde Müslümanların özelde Milli Görüşçülerin unutmayacağı/ unutamayacağı ihanetler/ kalleşliklerdir.

 

Buna rağmen çeşitli sebeplerle kerhen de olsa birçok Müslüman ve Milli Görüşçü çocuklarını o uğursuzun okullarında okutmak zorunda kalmıştır. Abdullah Duman kardeşimizin de kendi ifadesi ile ‘Milli Görüşçülüğünü her zaman muhafaza ederek’ (kendi ifadesidir) o okullarda okumasını bu çerçevede anlamak ve değerlendirmek gerekir.  Dolayısıyla o okullarda okuduğu için onu paralelin adamı olarak değerlendirmek haksızlık olur.

 

O okullardan mezun olduktan sonra mezun derneklerinde ve işadamı derneklerinde yönetici olması da onun paralelin adamı olduğunu göstermez. Nezir Bey’in ‘Onlar Paralel olmayanı yönetici yaparlar mı?’ sorusuna da ‘Evet, yaparlar. Ve özellikle yaparlar. Şeklinde cevaplandırabilirim. Hayatlarını ‘Kamufle olmak’ üzerine kurmuş bir örgütten bahsediyoruz. ‘Her kesimi kuşatıyoruz’ gibi bir imaj vermek, ve fitnefücur ibadetlerine böyle bir kamuflaj arkasından devam etmek onlar için daha bir kolaydır.  Soruyu şöyle sorarsak: ‘Bir Milli Görüşçü onların derneğinde yönetici olur mu?’ Buna da ‘Abdestinden şüphe etmeyen ve bir şekilde onları kanalize edebileceğine inanan/ zanneden birisi elbette ki olabilir.

 

Asıl konuya gelmeden önce şu tespiti yapmak zorundayız:
Her ne kadar aldandık, her istediklerini verdik, biz Müslüman sandık gibi açıklamalar yapsa da aslında Reis partiyi kurmaya karar verdiği en baştan beri Fettoşun güvenilmez bir adam olduğunu biliyor ve ona karşı bir gizli ajanda taşıyordu. Nitekim Fettoşun kendisi de bunu itiraf etmiştir. Ne yapsındı? 28 Şubatta yaşananlardan sonra anlaşılmıştır ki tüm devlet mekanizmaları bu puştun elindedir. Erdoğan’ın 15 yıllık savaşımı (Yumuşatayım biraz) ‘Fethullah’ın pavyonuna sermaye olmuş devleti  kurtarma operasyonudur. Çok hassas ve derin bir operasyondur. Allah güç kuvvet sabır versin.
Siyasete uzak bir vatandaş olarak ben bile bu perde gerisi mücadelenin izlerini her zaman görmüş olduğuma göre siyasetin içinde aktif halde bulunanların bu mücadelenin çok daha fazlasını ve derinini bilmesini beklemek hakkımı olsa gerekir. Eminim Abdullah Bey’den de bu konuda öğreneceklerimiz vardır.

 

Şimdi konuya geleyim:

Geçenlerde medyada bir haber çıktı: Adamın biri TV’de Fettoşu görmüş. Öfkesinden deliye dönmüş ve tüfeği ile ekrana ateş etmiş…  17- 25 Aralıktan sonra, çocuğu bu uğursuzun okullarında okuyan veya bir ölçüde bunun kurumları ile ilişkisi bulunan Müslümanların doğal refleksinin TV’ye ateş etmek olmasa da ‘Ona ait elinde ne varsa yere fırlatmak ve günler sürecek bir dizi küfürler etmek’ şeklinde olacağı beklenir. Vakıa da böyledir.  Nitekim 18 Aralıkta ya da 26 Aralıkta dönemin/ senenin bitmesini bile beklemeden çocuklarını okullarından alanlar, üye oldukları kurumlarından ayrılanlar ve bunu gazetelere ilan vererek veya sosyal medya hesaplarından öfkeli ifadelerle paylaşanlara tanık olmuşuzdur. Birkaç arkadaşıma ‘Dönemin sonunu beklemek ne lan? Bırak çocuğun okumasın, yemişim okulunu’ diye çıkıştığım olmuştur.

 

Abdullah Duman 17-25 Aralıkta bu örgütün ‘İnleri’ sayılabilecek iki örgütte de üye/ yönetici olarak çalışmakta olan bir ‘AK Parti il yöneticisidir’ 17-25 Aralıktan 6 ay 12 gün sonra bu üyeliklerden/ yöneticilikten istifa etmiştir. Allah mübarek etsin. Geçmiş olsun. Hayırlı olsun.

Neden istifa etmiştir?
‘İşlerinin yoğunluğu sebebiyle’ istifa etmiştir.

Şimdi o günleri hatırlıyorum.  Mart ve Ağustos ayında seçimler vardı. Yerel yönetim ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri… O günlerde eşimin atölyesinde bütün gün Sancak FM açıktı. Her gün seçim propagandası için iki yerde konuşan Erdoğan’ın bütün mitinglerine canlı yayınla bağlanıyordu radyo. (Sancak FM’in yetkililerini kutluyorum, Erdoğan’ın mitinglerinin reklamını yaparken O’nun sanki ağlayan, çatlak bir sesini almışlardı. Atölye’deki herkes ağlıyordu. Aynı konuşmaları iki defa dinleyip sövme ve tel’in seansları yapıyor idik.)  O konuşmalarda Erdoğan’ın en temel vurgusu ‘Paralel Yapı’nın inlerine girmek’ idi. Eminim Abdullah Bey de bahsettiği gibi bu yoğun seçim çalışmalarında  benzer konuşmalar yapmıştır. Nitekim bir tanesini 2 yıl aradan sonra yayınlamış sanal medya hesabından.

 

Şimdi Abdullah Bey’e iki sorum var:

  1. 6 ay 12 gün boyunca Erdoğan’a, ailesine ve aslında ‘Milli Görüş’ün kutsallarına tarihte hiç görülmemiş hakaretleri yapan ve Erdoğan’ın ‘İnleri’ dediği ‘Kurumlar’da nasıl kalabildiniz? Toplantılarına gitmediniz, eyvallah. Görüşmediniz, eyvallah. Sosyal medyada tek bir Fetö karşıtı paylaşım yapmadınız, buna da eyvallah. Yakın çevrenizden Fetö’ya karşı söylemlerinize tanıklık edecek birilerinin bulunamamış olmasına da eyvallah. Yahu, sizin gibi bir insanın o kurumlardan ertesi günü bile beklemeden, gece yarısı o kurumları havaya uçuracak kadar bir gürültü ile istifa etmiş olmasını beklemek hakkımız değil midir? İnleri diyordu Reis, İnleri. Siz o inlerden ikisinin içindeydiniz. Hiç düşünmediniz mi? Siz içerdeyken o inlere Erdoğan girseydi gözünün içine bakabilir miydiniz? Nasıl bir sabır, nasıl bir sinir sistemidir bu Abdullah Bey? Taş olsa çatlar. TV’ye ateş açılan bir ülkede siz nasıl bu kadar rahat olabildiniz?
  2. İstifa ettiğinize dair noter belgesini tam 2 yıl sonra neden yayınladınız? Diyorsunuz ki, ‘Cemalettin Başkanıma ibraz ettim. Yeterli gördü. Açıklamanın lüzumsuz olduğunu söyledi. Biz de açıklamadık. Nezir Asaroğlu yırtsın kendini köşesinde… Nezir Asaroğlu ve onun hitap ettiği kamuoyu kim ki?
    Bu nasıl bir müstekbirlik ve müstağniliktir. Kamuoyu 2 yıl bu konuyu konuşacak, şüphelerle boğuşacak ve siz iradenizi Cemalettin Bey’e teslim edip, çıkıp iki paylaşım yapmayacaksınız. Onun yerine karşı saldırıya ve yok etme/ susturma savaşına girişeceksiniz. Bu yakışır mı bir mücahide? Cemalettin Bey ile birlikte vahim bir güç zehirlenmesi yaşamış ve bir açıklama yapmaya tenezzül etmemişsiniz. Ya da 6 ay 12 gün neredeydiniz? Nasıl istifa etmediniz? sorusuna bir açıklamanız yoktu.
    Daha da kötüsü Nezir Bey ve hitap ettiği kamuoyunun Reis’e ulaşamayacağına güveniyordunuz.

 

Bakın Abdullah Bey;
Önceki günlerde İlker Başbuğ ‘2012’den beri Erdoğan Fetö ile tek başına mücadele etmektedir’ diye bir açıklama yaptı. Okumuşsunuzdur. Benim gözümde siz onu yalnız bırakanlardansınız. Partide herhangi bir görevi olmayan sıradan insan değilsiniz. O ‘İnler’den çıkış biçiminiz ve hızınızla Bursa’da ses getirmeliydiniz. Ama yapmadınız. 6 ay 12 gün sonra işlerinizin yoğunluğu gibi kıytırık bir sebep göstererek istifa ettiniz. Onu da sakladınız bizden.
Bu halinizle Reis’in çağrısıyla anında sokağa çıkıp canını veren, tankın altına yatan bizleri ikna edemezsiniz. Şunu bilin ki, 17-25 Aralıktan sonra bile elinde Fetö’ya ait ne varsa o anda yere çalmakta ‘gevşek’ davrananların Reis’e yol arkadaşı olmasına biz izin vermeyeceğiz. Hele ki 15 Temmuz’dan sonra herhangi bir yerinde nokta kadar ‘Fetö’ necaseti olanların ortalıkta ‘Mücahid’ olarak arz-ı endam etmesine de izin vermeyeceğiz.
Tanklara siper olduğumuz gibi onlara da siper olacağız.
Hemen istifa etmemekle ve bunu yayınlamamakla işlediğiniz günahın bedelini ödemeyi bir erdem olarak bellemenizi ve rütbesiz bir nefer olarak aramızda cihada katılmanızı bekleriz.
Rütbeli- rütbesiz tüm kahraman mücahidlere selam olsun.

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

MÜHENDİSİN DE HAYIRLISI

“Bendler suyu endişe edilecek bir halde değilse de, Belgrad köyünün vermekte olduğu zararlar, Allah korusun, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir