Camide ‘Dünya Kelamı’ konuşulur

Çocukluğumuzda izlediğimiz yabancı bir dizi vardı. ‘Küçük Ev’ Sonraki yıllarda sanırım Milli Gazetede o dizi hakkında ‘Hristiyanlık Propagandası yapılıyor’ diye bir yazı çıkmıştı. Sonradan Kanal-7’de de yayınlanmıştı da yeniden izlemiştik.

Diziden benim aklımda kalan çok şey var. Bunlardan biri de kasabadaki kilisenin işlevselliğiydi. Kilise kasabadaki diğer binalardan daha konforlu değildi. Kasabalıların evleri kadar konforluydu en fazla. Kilise her türlü faaliyetin yapıldığı bir yerdi. Okuldu, toplantı salonuydu, kasaba meclisiydi, düğün salonuydu, mahkemeydi… vs. O haliyle Medine Mescidi (Mescid-i Nebi) ni andırıyordu. Herhangi bir kriz durumunda herkes oraya çağrılıyor ve geliyordu. Ve orada ‘Dünya Kelamı’ konuşuluyordu. Tıpkı Mescid-i Nebi gibi.

Mescid-i Nebi, Allah elçisinin bir çeşit ‘Hizmet Binası’ gibiydi. Orası da çok konforlu olmayan ama işlevsel bir yerdi. Okul idi, meclis idi, Adliye idi, Misafirhane idi, vergi dairesi idi, müsabaka salonu idi, karargah idi, ceza alanların hapsedildiği yer idi, namazgah idi, nikah dairesi idi… vs Kısaca yaşamın her alanının merkezi idi. O mescitte ‘Dünya Kelamı’ konuşuluyordu. Dahası ‘dünyaya nizamat verecek kelam’ konuşuluyordu.

Geçen hafta sonu Sevgili hocam ve gazetemiz yazarı Veysel Menekşe Bursa’ya gelmişti. Birlikte gazeteye gitmiştik. Oradan çıkıp giderken yolumuzun üstünde yeni restore edilmiş bir han gördük. Han belediyece restore edilmiş ve bir çok hayırlı faaliyetine tanık olduğum bir vakfın kullanımına verilmişti. Oraya girip bir çay içmeyi önerdim hocama. Selam verip oturduk ve çay istedik. Çaylarımız geldi. Veysel hocam oturduğumuz açık alanda sigara içmek istedi. Ancak görevli arkadaş sigara içmenin yasak olduğunu söyledi. Ve bize dış kapının orada oturmayı teklif etti nazikçe. Biz de öyle yaptık. Hayatımda hiç sigara içmedim. Ve hatta sigaradan ve kokusundan tiksinen birisiyim. Bu konuda geçmişte çok katı olduğum bile söylenebilir. Ve hatta en az içki kadar günah olduğunu düşünüyorum. Ancak orada Veysel hocanın söylediği eleştirilere katılmadan edemeyeceğim.

Aslında bir çeşit mescid/ cami işlevi gören bu tür mekanlarda böylesi sınırlandırmaların buraları insansızlaştırdığını dolayısıyla da işlevsizleştirdiğini söyledi. Gençlerin kahvelerde, birahanelerde ziyan olurken bu mekanların boş kalmasının vebal olduğunu söyledi. Satranç, tavla, pingpong masası, langırt gibi oyunların konulması, gençlerin idol bellediği kişilerin sık sık getirilmesinin ve bu mekanlara dinamizm kazandırmanın şart olduğunu bizzat oradakilere önerdi.

Oradan eve geldiğimde Devlet bakanı ve Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş’un: ‘

“Eğer camilerimiz tam manasıyla bütün milleti, bütün cemaati toplama yeri olsaydı, insanları çeken bir yer olsaydı, birtakım insanları toplamak için FETÖ benzeri sahte örgütlere ihtiyaç kalmayacaktı. Cami, 78 milyonun, 1,5 milyar İslâm aleminin toplanma yeri gerçekten olsaydı birtakım sahteyerlerin Müslüman toplulukların içerisinden bir kısmını oluşturarak, ayrıştırarak başka cemaatleri, kapalı cemaatleri kurma yeri olmayacaktı.” açıklamasını okudum. Bir de bu haftanın camiler haftası olduğunu öğrenince yazmaya karar verdim.

İlahiyat fakültesinde öğrenci olduğum yıllarda Bursa’nın muhtelif mahallelerinde imamlık ve müezzinlik yapmıştım resmi olarak. Cuma hutbelerinde cemaate de söz hakkı vermek, vaazlarda gençlerle interaktif tefsir yapmak, çocukları camiye çekmek için hediyeler vermek gibi şeyler yaptığım ve gençleri/ çocukları ön saflara çektiğimde kimilerinden ciddi tepki ve şikayetler almıştım.15 temmuzda sokağa çıkan sosyolojik çeşitliliğini camide ve diğer islami kurumların mescitlerinde de görmeye doğru evirilemezsek, kendimiz yabancılaşacak, konforlu ve nezih mescitlerimizi işlevsizleştireceğiz.

Yıllar önce Avrupa Milli Görüş Teşkilatında görevli olan sevgili dostum Ahmet Özden anlatmıştı. Almanya’da Müslüman Türk gençlerini birahanelerden kurtarıp camiye çekmek için camilerin altına pingpong masası vb. Oyunlar koymuşlardı.

Tabii ki camileri bir oyun ve eğlence alanı yapmaktan bahsetmiyorum. Ama hayattan ve hayatın gerçeklerinden ve gündemden soyutlanmış, izole, ruhani mekanlar olmaktan çıkarmak gerektiğini söylüyorum. Her cami/ mescidin bir aşevinin, bir kimsesiz barınağının, bir öğrenci evinin, bir kütüphanesinin, bir etüd odasının, bir oyun alanının… olması gerektiğini düşünüyorum. Bazı etkinlik/ konferans ve toplantıların da bizzat camilerde yapılması gerektiğini savunuyorum.

Değilse batının seküler kafasının dini kiliseye hapsettiği gibi biz de dini camiye hapsedip yaşamdan soyutlayacağız.

Bu yüzden camilerimizde dünya kelamı konuşmaya ve dahası dünyaya kelam söylemeye çağırıyorum.

Camiler haftamız mübarek olsun.

İlginizi Çekebilir

Eldekilerin kıymeti bilinmeli…

Ligde devre arasına sadece 7 maç kaldı. Tabii ara yaklaştıkça da transfer dedikoduları sıklaşmaya başladı. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir