Din Savaşı / Dinsel Savaş

Bu yazıyı 5 sene kadar önce yazmıştım. İslam’ın kılıç / silah zoru ile dayatılan bir din olduğu, şiddeti özendirdiği, bir takım terör örgütlerinin hareket noktasının ‘İslam Dini’ ve onun kaynağı ‘Kur’an’ olduğu propagandası (İslamofobi) her zamankinden daha fazla /daha yoğun dillendirilir olmuştur. Bu sebeple yazıyı güncelleyerek yayınlamayı uygun buldum.

 

Yukarıda bahsi geçen konuya dayanak gösterilen birçok Kur’an ayeti vardır. Ancak ben bu yazıda   2 ayeti yorumlamaya çalışacağım:

 

  1. AYET: “ Onlarla ‘FİTNE’ olmayıncaya ve ‘DİN (TAMAMEN-enfal) ALLAH’A AİT OLUNCAYA KADAR’ savaşın (Kaatiluuhum). Eğer sona erdirirlerse/vazgeçerlerse düşmanlık ancak zalimlere karşıdır. (bakara:193) Şüphesiz Allah yapmakta olduklarını görendir. (enfal:39)

 

YORUM:

Fitne Kişinin/kişilerin baskı altına alınarak sınanması yoluyla düşünme ve yaşama biçimi dayatılması demektir. Egemenler/ güçlüler/ totaliterler kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan /statükoları için tehdit olduklarını düşündükleri kimseleri ve düşüncelerini/ inançlarını baskı yoluyla etkisizleştirmek ve böylece taraflarını değiştirmeye zorlamak isterler. Baskı altına alınan insanların özgür bir seçim yapabilmesi mümkün değildir. Kendini tehdit altında hisseden insanlar kendilerine dayatılanı kabul etmek, eder görünmek, hicret etmek ya da direnmek/savaşmak  seçenekleri arasında kalmaktadırlar..
Kur’an, dayatmanın, tehditin, korkunun olmadığı özgür bir ortamın sağlanması için savaşılmasını müminlere emretmiştir. Hiç kimse / hiçbir otorite başka insanların nasıl inanması/ nasıl yaşaması gerektiği konusunda dayatma / zorlama yapma yetkisine sahip olamaz. Başka bir ifadeyle insanlar başkalarından korkmadan iman ya da inkar etme özgürlüğüne sahip olmalıdırlar.

 

Ayette geçen  ‘Din’ kavramı ile kastedilen şey, Allah’ın insana Fıtraten yüklediği emanet ve sorumlulukların tamamıdır. Peygamberler bu emanet ve sorumlulukların ‘hatırlatıcı’ ve ‘Uyarıcıları’dırlar.

‘Din’in tamamen Allah’a ait olması, yeryüzündeki herkesin ‘Allah’ın dinine girmesi’ anlamına gelmez.  Yeryüzündeki hiç kimsenin Allah’ın özgür bıraktığı insana ‘din’ dayatamaması anlamına gelir. İnsanların kendi özgür iradeleri ile seçimlerini olumlu ya da olumsuz yönde yapma özgürlüğüne hiçbir otoritenin dıştan müdahale edememesi anlamına gelir.

Bakara:256’daki ‘Dinde zorlama/ dayatma yoktur’ ve Yunus:99’daki ‘Mümin olsunlar diye insanları sen mi zorlayacaksın’ ayetlerii ve başkaca birçok ayet bu yaklaşımı desteklemektedir.
Yani insanları iman veya inkar etmeye hiç kimse zorlayamaz. Hiç kimse kendini Allah yerine koyarak özgürlükleri ortadan kaldırmaya kalkışamaz. (Din ve vicdan özgürlüğü)

 

Ayetin devamındaki ‘ZALİMLER’ de ‘insanların haklarını/ kişiliklerini ‘KARARTANLAR/ GÖLGELEYENLER’ anlamında kullanılmıştır (Zulümat) Bunlar başkasının kişisel tercihlerini, kişilik ve inançlarını seçme haklarını ihlal edip, yaşam tercihlerini belirlemeye kalkan faşist zümredir.

Bu tutumlarından (Baskı ve dayatma yolu ile insan özgürlüklerini ortadan kaldırmaya çalışmaktan) vazgeçerlerse onlara karşı bir düşmanlık olmayacaktır.

 

  1. AYET: “Haram aylar geçtiğinde müşrikleri bulduğunuz yerde katledin, onları yakalayın, onları kuşatın ve onlar için her gözetleme yerinde oturun. Eğer tevbe etmişler ve salatı ikame etmişlerse ve zekatı vermişlerse onların yollarını boşaltın./serbest bırakın. Kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve toleranslıdır (rahim).” (tevbe:5)

 

YORUM:

Kılıç ayeti’ olarak ta bilinen bu ayet (ler) Fetihten sonra, daha önce Müslümanlara baskı uygulamış, yurtlarından çıkarmış, hicret ettikleri Medine’de de defalarca saldırmış (Bedir, Uhud, Hendek..), yaptıkları savaşlarda mağlup olduktan sonra andlaşma yapmış (Hudeybiye)  yaptıkları andlaşmaya da riayet etmemiş Mekke’nin statükocu (Kafir) kodamanlarına nasıl muamele edileceğini söyleyen ayetlerdir.

 

Önceki ayetlere göre, 4 ay Müslümanlar müşriklere ilişmeyeceklerdir.  4 ayın sonunda onlarla yeni bir andlaşma yapılmayacağı, (andlaşmalarını bozmamış olanlar hariç) hala aynı düşmanca tutumları devam ediyorsa, ülkeyi de terk etmemişlerse savaş halinin başlayacağı deklare edilmektedir. (Beraet: Ültimatom) (Tevbe:1-5)

“Eğer Tevbe etmişler, salatı ikame etmişler ve zekatı vermişlerse”

Yani; fetih öncesi saldırgan ve hain hallerinden vazgeçmişler ve rotalarını (salat) ilişkilerini/ bağlılıklarını düzeltmişlerse (İkame) ve bağlılık vergilerini, arınma aidatlarını/ aidiyet vergilerini (zekat) vermişlerse, onlarla aranızdaki savaş hali bitmiş demektir. Onlar artık sizin vatandaşınızdırlar ve onlar özgürdürler.

 

Burada ‘Salatı ikame etme’ ve ‘zekatı verme’ nin dini ibadetleri yerine getirmek anlamında kullanıldığını düşünürsek, mevhum-u muhalifinden namazını kılmayıp zekatını vermeyenler ile savaş hali ilişkisinin başlayacağı sonucu çıkar ki, bu da ‘Dinin tamamen Allah’a ait olması buyruğu ile çelişki oluşturur. (Bu kavramların ibadetler ile ilgili boyutu ayrı bir yazı konusudur)

Mekke’li statükocu kodamanlardan beklenen şey saldırganlık ve ihanetten vazgeçmeleri, duruşlarını/ gidişatlarını düzeltmeleri (Hz. Peygamberin önderliğindeki kamu otoritesine bağlılıklarını düzgün yapmaları) ve vergilerini vermeleridir.

 

Ayrıca, Fetihten sonra, andlaşmalarına riayet etmiş ve düşmanla işbirliği yapmamış olanlar ile ilgili hiçbir yaptırımın gelmemesi, savaşın amacının dinin silah zoru ile kabul ettirilmesi yerine saldırganlığın, ihanetin ve baskının ortadan kaldırılması, Barış ve Özgürlük ortamının tesis edilmesi olduğunu göstermektedir.

 

 

İlginizi Çekebilir

Korkut Ata’nın mirasına Bursa sahip çıktı

Türkiyat sahasının kurucu ismi Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü’nün “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir