Diyanetin fıkhı

Geçen yıl ki Mercedes tartışmalarında şunları yazmıştım:

“Osmanlının son dönemlerinde hız kazanan, ‘İslami yenileşme’ hareketlerinin önünü kesmek, TC İslamının Kemalist tek parti ideolojisinin güdümünde kalmasını sağlamak ve ‘DİNİN BAŞINI TUTMAK’ gibi bir işlev için kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının, artık bir il valisi ve hatta il müftüsünün bile bindiği bir Mercedes için ve hatta büyük ölçüde Fethullahın bedduasına ‘mülaane’ demediği gibi sebeplerden dolayı topun ağzına alınması tam bir komedidir.
Diyanet, artık kuruluş felsefesinden uzaklaştığı, TC nin ulusal/ bölgesel ve küresel operasyonlarında önemli görevler üstlendiği için hedeftedir.
Diyanete diyorlar ki: “Olm sen git sakızın orucu bozup bozmadığı zavazingolarıyla halkı oyala, Haddini aşma. Git dinin başını tut.”
Diyanetin ya da devlet kurumlarının lüks araç vb. israfı konusu tüm kurumlar açısından bence de tepki gösterilecek bir boyuttadır.”

Diyanet tartışmalarında ciddi anlamda ve bilinçli bir saptırmanın yapıldığını düşünüyorum. Diyanet kurumunun ‘Sünni- İslamcı’ bir yapı ve İslamcıların talep ettiği/ arzu ettiği bir kurummuş gibi lanse edilip eleştirilmesi / tartışılması ciddi bir saptırmadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı en az Mit kadar, Genelkurmay kadar sistemi ayakta tutmaya yönelik Laik Kemalist bir kurumdur. Devletin diyanet kurumu ile Dindarlara bir lütuf yaptığını ve dev bütçesi ile birçok bakanlığı ve hizmeti geride bıraktığını dillendirerek Müslüman ahali minnet altında bırakılmak istenmektedir. Diyaneti kuran aklın sırf sadece ‘Sünni İslamı’ kendisi için tehdit olarak algıladığı için, ‘Hizmetleri’ni salt bu mezhep üzerinde operasyona tahsis ettiği bir gerçekken, bu durum Sünni- Müslümanların suçuymuş gibi hissettirilmeye çalışılması ayrı bir komedidir.
Laik- Kemalist devlet aklı Diyanet üzerinden din anlayışları ve yaşantısı üzerinde bir algı operasyonu yapagelmiştir. Diyaneti kuran zihniyetin en fanatik tapıcıları, Diyanetin lağvedilmesi gerektiğini dillendirir olsalar da, mesela İslamcı bir iktidarın bunu yapmaya kalkıp, dini ve din eğitimini dindarların özerk bir şekilde yürütmeleri gibi bir hakkı vermeye kalkması durumunda en güçlü bir şekilde karşı çıkacakları bir gerçektir. Bu konuda dürüst olmadıkları bence tartışma götürmez bir gerçektir.
Bu açıdan bakıldığında Diyanet Kemalist- Laik kurucu aklın dinin kendi seküler ideolojisi açısından tehlike arz etmeyecek hale getirilmesi işlevini yürütegelen bir kurumdur.
Diyaneti İslamcıların başına bir lütuf gibi kakanlar bilsinler ki İslamcıların önemli bir kısmı, diyanetin camisinde kerhen namaz kılmakta, cumalarda okunan hutbeleri de ciddiye almamaktadırlar. İçlerinden cumalarda ve vakitlerde namaza gidenleri de kıldığı namazı içine sindirememektedir.
Türkiye’de Diyanet kurumu Müslümanların ve İslamın maslahatına oluşturulmuş bir kurum değil, Gerçekte, İslama ve Müslümanlara karşı oluşturulmuş bir kurumdur. Devletin Genelkurmayı, Miti kendisi açısından ne kadar önemli ise Diyaneti de o kadar önemlidir. Hatta denilebilir ki Diyanet Kemalizmin en iyi işleyen kurumudur. Devrik İran şahından nakledilen bir söz vardır: “Biz de Atatürk gibi bir diyanet kurumu oluştursaydık, bugün devrilmezdik.” Bence Laik Kemalistler yatıp kalkıp Diyanete şükr etsinler
Şimdiki sorun ise son yıllarda halkın temsiliyetinin her kurumda olduğu gibi Diyanet kurumunda da hissedilmeye başlamasıdır. Halkın temsilcilerinin diğer kurumlara sızmasından ne kadar rahatsız olunuyorsa Diyanete de sızmasından o kadar rahatsız olunmaktadır. Maalesef vatandaş Halk plajına akın etmiş durumdadır.
Sevgili Servet Hocaoğulları’nın tespit ettiği gibi: “Diyanet Dindar ile Din arasında durarak (bazılarına göre girerek) bir bakıma Din ile Dindarın etkileşimini sessizleştirmek” olan işlevi yavaş yavaş değişiyor: “Mehmet Görmez bu sessizliği bozmaya yönelik; din ile dindarın etkileşimini sağlamaya dönük yöntemler deniyor. Yani dindar kadar dini de muhatap aldırmaya çalışıyor.” (//www.facebook.com/photo.php?fbid=1669311033311161&set=a.1456617884580478.1073741829.100006968405936&type=3&theater )
Tabii ki köklü bir kurumsal ve bürokratik statükosu olan hantal bir yapı olan Diyanetin kirlerinden arınması çok kolay olmayacaktır. Diyanet bu arınmanın kapsamını geniş tutarak, kapattığı fetva hattını mumla aratacak, saç sakal suyu, sidik, ter, nal tüccarı sözde hocaefendilere kadar genişletmesini bekliyoruz.
Bütün saldırıların bu arınmayı hızlandırmasını temenni ediyorum.

İlginizi Çekebilir

Lidere selam dur!

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak zor bir dönemden geçtiği şu günlerde bizleri en çok mutlu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir