En Hakiki Mürşid İrfan’dır

Çocuklarımızı en iyi/ en pahalı kolejlere göndermek, yurt içi ve dışındaki üniversitelerde okutmakla minimum çalışmayla maximum para ve itibar kazanacakları en iyi mesleklerin bilgisini kazandırırken, çoğu zaman yabancılaştırdığımızı göremiyoruz.

Bunu yaparken de türlü türlü istismar kapılarında sömürülüyoruz. Bu istismarları da sözde çocuklarımızın iyi eğitimi adına sineye çekiyoruz. İyi eğitimden anladığımız da ‘iyi insan olmak’ değil çoğu zaman. ‘Başarılı insan’ olmayı iyi eğitim sayıyoruz. Başarıdan da akademik başarıyı anlıyoruz. Akademik başarı adına da çocuklarımızı her şeyden izole edebiliyoruz.  Fettoş bizi bu zaafımızdan yakaladı. ‘En iyi akademik başarıyı biz veriyoruz’ algısını oluşturarak nefsani arzu ve isteklerimizi istismar edip çocuklarımızdan insanlık düşmanı, yabancılaşmış robotlar yarattı.

Matematik, geometri, fizik, kimya… bilgisi zirvede, ama felsefesi, sosyolojisi, psikolojisi, şiiri, edebiyatı olmayan, insanı sadece bir organizma olarak algılayan, derinliksiz, mekanik insanlar kıldık neslimizi…

Atalarımız eğitim öğretim sürecini ‘İlim İrfan Öğrenme’ süreci olarak adlandırırlardı. Ve İrfanı ilimden/ bilimden ayırmazdı. Ve ‘Arif olan anlar’ derlerdi. ‘Alim olan anlar’ demezlerdi. Bugün eğitim kurumlarımız irfanı unutmuş sadece ilim dedikleri ‘Bilim’ öğretir olmuştur. Buna Din dersleri ve türevleri de dahildir. Din derslerini de irfanımızı geliştirecek derslerden, ‘teknik bilgi ezberleyeceğimiz derslere’ çevirdik maalesef. Hz. Muhammed hakkında kendisinin bile bilmediği bir yığın gereksiz bilgi ezberlemişiz, ama O’nun mesajının özü ve mücadelesi hakkında bir fikri olmayan insanlara dönüşmüşüz.

Aslolan Bilim insanı olmak değil, İrfan insanı/ Arif olmaktır. Milletin irfanı/ sağduyusu dediğimiz ‘Hikmet’i çok güzel özetleyen bir yazı okudum facebookta. Sevgili dostum Ferit Baş yazmış. Bu yazıyı sizlerin de okuması ve burada kayda geçmesi için alıntılıyorum:

“15 Temmuz’da market ve benzinlik kuyruklarında kişiliğini kaybeden ve 90 yıllık vesayetçi rejimin ‘aydın’ diye bize kakaladıklarına karşılık tankların altına yatan ‘kara cahil(!)’lere bakıyorum da…

-Hayatta en hakiki mürşit ilim değilmiş…

-‘Sağduyu‘ denen ve kuru bilgiden daha değerli şeyler de varmış…

-Sağduyu ile yoğrulmayan ilim beyne ağır yük olurmuş…

-Sistemden ve güçten önce vicdan terazisini kaybetmemiş insana ihtiyaç varmış…

-Diplomalıdan çok hakka sadık yüreklere dayanmak gerekiyormuş…

-Hukuktan çok sevgiye ve insanlığa ihtiyaç varmış..

-Ünvandan, markadan, lüks yaşamdan, entel sümsüklerden çok, vatanına sahip çıkacak cesur yüreklere ihtiyaç varmış…

-Hoca efendilerden çok Ayşe teyzelere, Hüseyin dedelere, Ömer Halisdemir’lere ihtiyaç varmış…

Ve gördük ki bunlardan bizde fazlasıyla varmış. Aşağılanmaya öyle alışmışız ki bunların farkına bile varamamışız.

Şimdi birileri diyor ki;

Bu halk referandumda neye oy vereceğini bilmiyor,

Ya bu halk bir zalimi seçerse halimiz ne olur?,

Reisten sonra kötü biri gelirse?

Zannımca Ayşe teyzenin, Hüseyin dedenin, Ömer Halisdemir’in sağduyusunun tüm hesapları bozabildiğini anlamak istemiyorlar.

Bu halkın zamanı geldiğinde içinden binlerce Reis çıkarabilecek potansiyelde olduğuna inanmak istemiyorlar…

Hakka bağlı olanın tevekkülden öte hesabı olur mu?”

 

İlginizi Çekebilir

Uludağ tamam da diğerleri nerede?

Maddi anlamda zor bir süreçten geçen Bursaspor’da sponsorluk çalışmaları devam ediyor. Futbol kulübüne de verdiği ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir