Hangi kameraya el sallıyoruz?

Sokakları 200 milyon kamerayla izlenen bir ülkede olduğunuzu düşünün. Hayır mobeseler ya da iş yerlerine ait güvenlik kameralarından bahsetmiyorum, bunların dışında konumlanmış 200.000.000 daha kamera olduğunu düşünün. Öyle ki daha evden çıktığınız anda en iyi ihtimalle 3 kamera görüntünüzü yakalamış ve kayda başlamış olacak. Sizi yürürken, otobüsle giderken ya da arkadaşınızla bir kafede oturup çay içerken, kısacası yaşamaya devam ederken  sürekli yaptıklarınızı kaydeden ve bu görüntülerle sizden hesap soran kameralar. Her şey güvenlik ve koruma için kamu binalarına, evlere ve iş yerlerine koyduğumuz kameralarla başladı. Ardından trafik kurallarına uymayanları tespit edip, can ve mal güvenliğimizi sağlayan mobeseler girdi hayatımıza. Böylece şehirlerde işlenen suçlar ya da kamusal alanda meydana gelen her türden önemli olay, bu kameralardan birine takılıyor ve güvenlik güçlerine olayın çözülmesinde yardımcı oluyordu. Buraya kadar her şey iyi ve kontrolümüz altında değil mi?

Peki nerede ipler koptu da Çin gibi 1 milyar 300 milyonu aşkın insanın yaşadığı bir ülkede, devlet yüz tanıma sistemi ile herkesi izlemeye ve kimlik eşleştirmesi yapıp bu görüntüleri kaydetmeye başladı? Yetmedi; bu görüntüler ve kimlik verileri üzerinden bir sosyal puanlama sistemi yaparak, vatandaşlarına puan vermeye başladı. İnsanların “kaç puanlık birey olduğunu” ölçen sistemde, puanı yüksek olanlar ödüllendirilirken, tablonun alt sırasındakiler “kara listeye” dahil edilerek ceza ve yaptırımlara maruz kalıyor. Vatandaşların puanlarını belirlemede; vergi borçları, işlenen suçlar, harcama alışkanları, sosyal medya kullanımı ve hatta yüzdeki mimiklerin bile dahil edildiği bir sistem kullanılıyor. Sosyal puanı düşük olduğu için kara listeye giren vatandaşları, ceza olarak toplu taşıma araçlarından men ederken (23 milyon kişinin uçak, metro, otobüs vb. bileti iptal edildi). Uygulanan diğer cezalar arasında sigorta yaptıramama, gayrimenkul alamama ve her türlü yatırımdan men edilmek de yer alıyor. Kara listeye düşen firmalar ise ihalelere katılamıyor ve tahvil basamıyor. Kırmızı ışıkta geçip trafik kurallarını ihlal eden kişilerin video görüntüleri, yaya geçitlerine yerleştirilen cihazlarla halka teşhir ediliyor. Eğer görüntünüzün gün boyu halka teşhir edilmesini istemiyorsanız belirli miktarda para ödeyerek görüntünüzü oradan kaldırtmanız gerekiyor.

Bu olaylar 2015 yılında Çin devletinin, suçu önleme ve daha hızlı bir şekilde suçluyu yakalama iddiasıyla, tüm halkını izleyebileceği bir Yüz Tanıma Sistemi kurmaya karar vermesiyle başladı. Aslında bu yeni bir sistem değil “Person of interest” ve “Black mirror” gibi Amerikan dizileri bu konuyu işlemişti. Hatta telefonlarımızdaki uygulamalarda bile var, fotoğrafınızı yükleyip hangi ünlüye benzediğinizi görün türevinden programlar ile fotoğraflarınız yüz tanıma sistemlerine kaydediliyor. Ve algoritma oluştururken bunlardan faydalanılıyor. Bugün ülkemiz de dahil birçok ülkenin güvenlik güçleri belirli bölgelerde ve binalarda yüz tanıma sistemlerini kullanıyor, ama Çin tüm vatandaşlarını 2017den beri izliyor. Sahada çalışan Çinli polisler için üretilen (yüz tanıma sistemi yüklenmiş) akıllı gözlüklerle de sahte kimlikli insanlar ve suçlular tespit ediliyor. George Orwel’in 1984 isimli romanını aratmıyor değil mi? Yazar 1948 de yazdığı romanda, Büyük Biraderin tele-ekran gözleriyle tüm vatandaşlarını izlediği bir evreni anlatır. Bu distopyada suç sadece bir eylem olarak var olmaz. Bazı şeylerin düşüncesi suç iken, bazen bu düşüncenin yüzde oluşturduğu mimikler bile suç kapsamına alınır. Kurallara uymayanlar, genellikle geceleri yataklarından alınıp götürülürler. Cezası; buharlaştırma (kişi hiç yaşamamış gibi, varlığına dair tüm kayıtların ortadan kaldırılması) yolu ile olabileceği gibi ıslah! edilip suçunu itiraf etmesinden bir kaç yıl sonra ortadan kaybolmasıyla da verilebilir.

Tamam Çin’de işler bu kadar kötüye gitmedi ama bir devletin elindeki gücü kullanarak vatandaşlarının mahremiyetini yok etmesinin ve tanrıyı oynamasının sosyolojik sonuçlarını zamanla göreceğiz. Bu anlattıklarım sizlere çok uzaktaki bir mesele gibi gelmesin, Çin bu sistemi şimdiden 18 ülkeye ihraç etmiş durumda.  Peki bu sistemin hiç mi faydası yok? Elbette ki var; suç oranının düşmesi, trafik ihlallerinin azalması ve suçluların kısa sürede yakalanması gibi toplumsal hayatı daha güvenli hale getiren çok önemli faydaları var. Mesela Çin’de 50.000 kişinin katıldığı bir konserde, polis yüz tanıma sistemi sayesinde suçluyu yakaladı. Ülkemizde de yüz tanıma sistemi ile hazırlanan hızlı pasaport geçiş sistemi, yakın zamanda İstanbul Havalimanında uygulanacak. Yani yüz tanıma sistemi ve parmak izi kontrolünden geçtiğinizde yaklaşık 18 saniyede pasaport kontrol işleminiz tamamlanmış olacak. Böylesine çok kişiye hizmet veren bir havaalanında büyük kolaylık ve hız sağlayacak bir sistem olduğu aşikar. Demem odur ki; teknolojinin nimetleri hayatımızı kolaylaştırıyor, hızlandırıyor ve güvenli hale getiriyor ama aynı zamanda omuzlarımıza da büyük bir mesuliyet veriyor. Burada bilge düşünürümüz, yazar Alev Alatlı’nın “Her yasal hak, helal değildir ” sözünü anmak isterim. Umulur ki teknolojinin bu hızlı değişiminde insanlığını koruyanlardan oluruz.

İlginizi Çekebilir

Bursa’da avukatın yanağını ısırmıştı! Yargılama başladı

Bursa’da bir avukatı yanağından ısırdıktan sonra bıçakla tehdit eden sanığın yargılanmasına başlanıldı. Olay, 27 Temmuz ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir