‘Himmetin kazası farzdır’

Geçen yıl haziran ayında yapılan seçimde sandık başkanıydım. Sandığımızda görevli olan MHP müşahidi arkadaş için İzgün yemek sanayiinden tabildot yemek gelmişti. Genç arkadaş gelen yemeği yemek yerine başka birisinin getirdiği sandviçi yemeyi tercih etmişti. İzgün’ün getirdiği yemeği neden yemediğini sorunca da ‘İsterseniz yiyin, İçinde kurban eti vardır diye yemiyorum’ demişti. Nitekim Fettö çetesinin topladığı kurbanları İzgün üzerinden sattığına dair iddialar ve buna dayalı soruşturmalar kamuoyunun gündemine düşmüştü. Ve bu firma sonunda sanırım kayyıma devredildi, ya da Fettönün yan kuruluşu olarak kapatıldı.

Birkaç gün önce Bursa Müftülüğü’nün ‘Alo-Fetva’ hattını aradım. Ve Fettö örgütüne verilen Zekât, Fitre ve Kurbanların iade/ kaza edilmesinin gerekip gerekmediğini sordum. Telefonda konuştuğum yetkili ‘toplanan Zekât, Fitre ve Kurbanların kimlere verildiği/ dağıtıldığı konusunda kesin bir bilgiye ulaşmadan karar vermenin mümkün olmadığını, en azından kendisinin görüş belirtmek için yeterince delile sahip olmadığını’ söyledi. Ben kendisine ‘Fettönün bir terör örgütü olduğunun resmi olarak tescillendiğini, ayrıca kurban etlerinin de bir yemek sanayine verildiğinin artık belgelendiğini, bu durumda Zekatını, Fitresini, Kurbanını Fettöye verenlerin bu yaptıklarının batıl sayılması gerekip gerekmediğini’ sordum. Hoca: Bu konunun ilk defa sorulduğunu, Zekatı.. vs verenlerin verdikleri dönemde bu örgütün bu niteliğini bilmiyor olabileceklerini.. vs söyleyerek konuyu kapatmıştır.

Tabii ki oradan beklediğim/ istediğim/ amaçladığım bir fetvayı alabileceğimi sanmıyordum. Ama yine de bu konuyu müftülük nezdinde gündem etmek istedim. Ve sanırım başardım.

17-25 Aralıktan sonra bu örgüte Zekât, kurban ve fitre verenlerde herhangi bir istisna yapmadan kendi kanaatimi belirtmek istiyorum. İstisnayı bu örgütün bir şer odağı olduğunu bilmeden sadece ‘Hayırsever’ kaygılarla zekât, kurban ve fitre verenler için yapacağım. Kanaatimce bu hayırsever saf insanların oranı yüzde 5-10’dan fazla değildir.  En iyi ihtimalle yüzde 10 olduğunu var sayalım. Ayrıca bir istisna da Bu namussuzların altını oyarken uyanmamaları için bir anlamda uyutma parası olarak veren operasyon ekibi (Suya götürüp susuz getirme ekibi) için yapacağım.

Amaa,
Bu iki kesim dışında kalan, ‘bunlar şerefsiz, bunlar ajan, bunlar namussuz, bunlar mafya, bunlar sinsi, bunlar karaktersiz, bunlar düşman…’ diye diye menfaat celbetmek veya bela defetmek amacıyla fitre, zekat ve kurban verenlerin tamamı bunları kaza etmek zorundadır. Geriye doğru hesap edip, verilmesi emredilen yerlere vermeleri dini ve ahlaki bir sorumluluktur.

Geçen hafta hutbe okuyan bir hocaefendi, Diyarbakır’da fakir fukaraya yardım edebilecek zenginlerin neredeyse tamamının, 15- 20 senedir tüm infak kaynaklarını bu kötülük çetesine verdiğini söyledi. Diyarbakır’da fakirlere, miskinlere yardım edebilecek adeta hiç kimsenin kalmadığını söyledi. Diyarbakır böyle de başka yerlerde farklı mı? Yetimin, borçlunun, dulun, hastanın elinden tutabilecek olan kim varsa verdiği ‘Harac’ı ‘Zekat’tan düşerek, hem bu çetenin şerrinden emin olma, hem menfaat elde etme, hem de sözde ibadetini yerine getirmiş sayılmayı amaçlamıştır.

5-6 yıl önce Zekeriya Beyaz’ın ‘Horozdan kurban olur mu’ tartışması var idi. Tanıdığım bir Fettoşçu bunu bana ima yolu ile sormuştu. Ben de: ‘Bir fakire verilecek bir kilo ıspanak bile Fettoşa verilecek 10 öküzden daha fazla kurban hükmündedir, Birincisi Allah’a giderken, ikincisi Şeytana gidiyor’ demiştim.

O zamanlarda gazetelerde şöyle bir haber okumuştum:
Çeşitli vakıf ve dernekler Diyanet İşleri Başkanlığına bir fetva sormuşlar. Demişler ki: ‘Efendim, biz insanlardan kurban parası topluyoruz. Bu topladığımız kurbanları kesiyoruz. (yalanınızı yiyeyim) Kestiğimiz bu kurbanların etlerini dağıtacak fukara bulamıyoruz. Bu durumda bu etleri satsak, parası ile de öğrencilere yardım etsek caiz midir?’
Diyanet, ‘Caizdir’ cevabı vermiş.
Aslında soru zımnen şuydu: Bu paraları doğrudan cebellezi yapsak caiz midir?

Dinsel hükmü verecek kadar kendimi yetkili görmüyorum. Ama Zekatını, fitresini, Kurbanını bile isteye yanlış yere veren ve ‘Vicdan’ taşıyan herkes fakire, borçluya, yetime… vs borçludur.
Nasıl ki, ‘Buranın Mekke değil, Telaviv olduğunu biliyordum, ama ne yapayım, Telaviv’e gidersem  çocuğumu işe yerleştirirler, iyi üniversiteye girer, çalınan sorulardan faydalanır, ticari avantajlar sağlarım, altımın ıslaklığını teşhir etmezler…. diye haccımı orada yaptım. Allah kabul etsin’ demekle ‘Hacc’ ibadetini yapmış sayılmayacaksak, Zekatımızı, kurbanımızı da yanlış olduğunu bildiğimiz yere vererek yükümlülüğümüzden kurtulmuş sayılmayız.

Pamuk eller cebe.

 

 

 

İlginizi Çekebilir

MÜHENDİSİN DE HAYIRLISI

“Bendler suyu endişe edilecek bir halde değilse de, Belgrad köyünün vermekte olduğu zararlar, Allah korusun, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir