Kemal Paşa Hutbesi

Hutbe, konuşma anlamına geldiği için, konuşan kişiye de hatip denilmiştir. Cuma ve bayram namazlarının şartlarından sayılmaktadır. Çünkü bu namazları Müslümanlar tek başlarına kılamazlar. Topluluk yani cemaat halinde kılınması gerekir. Topluluğun namazını ise Halife ya da onun tarafından görevlendirilmiş birisi kıldıracaktır. Halife yani yönetici olup bitenleri halka izah edecek, belki aldığı kararlarını duyuracak ya da bir takım nasihatlarda bulunacaktır. Yani öyle rastgele birisi sırf sesim güzel diye ya da hevesim alayım diye Cuma/bayram namazı kıldırıp hutbe/konuşma yapamazdı.

Bu uygulamalar yapılırken elbette “din ile devlet işlerinin biri birinden ayrılması” icadı henüz yapılmamıştı. Müslümanların büyük çoğunluğunun ise halife olarak kabul ettikleri ortak bir yöneticileri vardı. Türkiye’de bir oldu bitti ile yönetime el koyan CHP, Halifeliği kaldırdı. Din ile Devlet işlerinin biri birinden ayrılmasını (laikliği) yönetimin temel ilkesi ilan etti.

Halifelik döneminde camiler, müftülükler eliyle idare edilmişti. Müftülükler ise şeyhülislamlığa bağlı sayılırdı. Şeyhülislamlık, ilmiye sınıfının en yüksek temsilcisi sayılır ve protokolde yeri veziriazamınkine eşit tutulurdu. Meclisin Ankara’ya taşınmasından sonra kurulan hükümette, şeyhülislamlık yerine Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı oluşturulmuştu. Vakıflar, müftülükler ve bütün cami görevlileri de bu bakanlığa bağlı sayıldı. Bakanlık 3 Mart 1924’te kaldırıldı. Bütün vakıf mallarına el konuldu. Camiler ortadan kaldırılamadığı için, camilerin açık tutulması yoluyla halkın denetlenmesi de gerekli görüldüğü için kaldırılan bakanlık yerine genel müdürlük seviyesinde Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) kuruldu.

DİB’in karşılığı önceden aşağı yukarı şeyhülislamlık idi. Yetkileri, bütçesi, personeli oldukça fazla idi. DİB ise yetki, personel, bütçe ve idari hiyerarşideki yeri bakımından şeyhülislamlığın zekatı kadar bile yoktur. DİB’in kurulması, şeyhülislamlığa göre yetki ve hiyerarşi bakımından büyük bir gerilemedir.

Bu idari yapı içinde artık dinin devlete, devletin de dine hiçbir şekilde karışamayacağı tekrarlanıp durdu. Aslında devlet, dine karışmaya devam etti. Medrese gibi, dini eğitim veren okulları kapattı. Normal okullarda din dersleri kaldırıldı. Ezanlar Arapça yerine zorla Türkçe okutuldu. Biri birine yakın oldukları gerekçesi ile bazı camileri yıkılarak ya da yıkılmadan satıldı. Camilerin vakıflarına, gelirlerine devletçe el konuldu.

Şimdi camilerde hutbenin asli anlamından işlevinden uzak bir şekilde hemen her Cuma/bayram namazında görevli tarafından konuşmalar yapılmaktadır. Konuşmalarda tarihteki önemli olayların, yıl dönümlerine de yer verilmektedir. Bu konuşmalarda “neden Atatürk’ün adına yer verilmiyor” diye CHP’liler tarafından tepki gösterilmektedir.

Hatırlanmalıdır ki Cuma hutbelerinde Kemal Paşa kendi adını okutmamıştır. Onun gerekli görmediğini şimdi CHP’liler ille de okunmalıdır diye ısrar etmektedirler. Kemal Paşa hayatta iken birden fazla görev üstlenmiştir. Ama bu görevlerin en baskını CHP genel başkanlığıdır. Partinin kuruluşundan kendisi ölünceye kadar bu görevi bırakmamıştır. Vatandaşların hepsi hatta çoğunluğu o dönemde de bu gün de CHP’li değildir. Küçük bir parti durumundaki CHP genel başkanı Kemal Paşa’nın adının hutbelerde okutulması siyasetin yeniden camiye girmesi olacaktır.

Siyaset yeniden camiye sokulduğunda diğer parti genel başkanlarının adlarının da okunması icap eder. Bu bağlamda Karabekir, Celal Bayar, Süleyman Demirel, İsmet İnönü, Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Tayyip Erdoğan gibi. Görüldüğü gibi liste uzayıp gitmektedir. Bu isimler adına camide hutbe okunması halinde, caminin günlük parti rekabetlerinin, tartışmalarının alanı olacağı açıktır.

Ancak CHP’lilerin bunun için geliştirdikleri formüle bakılırsa, yalnızca Kemal Paşa’nın adı okunmalıdır. Çünkü o büyük askeri başarıların kahramanıdır. Elbette bu da siyasi bir görüşü ortaya koymaktadır. Çünkü Kemal Paşa’nın askeri başarısı kadar yenilgileri de vardır. Kocatepe başarısı onun adına hutbe konusu yapılır ise Birinci Dünya Savaşının son kırk gününde, onun ordu komutanlığında dört ülkenin kaybedilmesi de başka bir hutbe konusu olabilir. Ancak Kemal Paşa’nın yalnızca başarılarını hutbe de okuyalım başarısız olduğu örnekleri ise yok sayalım gibi bir değerlendirme de zaten cemaati, camide hazır olanları aldatmak manasına gelmez mi? Bu aldatma işinin bir benzeri okullarda ders kitapları ile yapılıyor iken şimdi onun bir de camiye taşınması, aldatmanın tekrarından başka bir anlam taşımaz.

Cami duvarlarına Kemal Paşa posterlerinin asılması isteği ise bir akıl tutulmasıdır. Bir defa İslam inançları bakımından cami duvarlarına poster asılması asla doğru değildir. Binlerce yıldan beri hiç kimsenin posteri cami duvarına asılmamıştır. Kemal Paşanın posterleri ise cami duvarları dışında bütün duvarlarda asılıdır. İlle de cami duvarına da asılsın ısrarı ise doğrudan doğruya bir kışkırtmadır. İslam gibi Yahudilik dinin de de ibadethaneye (Havraya) fotoğraf asılmaz. CHP’liler camilere Kemal Paşa’nın resmi asılmalı, adı hutbe de okutulmalı diye çıkardıkları şamatanın bir benzerini Yahudi Havraları için de çıkarsınlar da görelim.

Bir parti başkanı olarak Kemal Paşa’nın görüşlerini, yaptıklarını beğenenler olacağı gibi beğenmeyenler de olabilir. Camileri, herkese Kemal Paşa’yı sevdirme, beğendirme alanı olarak görmek oraları cami olmaktan çıkarır. Ak Parti Genel Başkanı ve CB Tayyip Erdoğan’ın görüşleri ya da yaptıkları hutbe konusu yapılsa Ak Partili olmayan vatandaşlar için kabul edilebilir bir iş olmayacağı gibi aynı durum CHP’nin ilk genel başkanı Kemal Paşa için de geçerlidir.

İlginizi Çekebilir

Bursa’da büyük panik! Yolcu otobüsü bir anda alev aldı

Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait yolcu otobüsü, hareket halindeyken bilinmeyen bir nedenden dolayı yandı.  Yangın, saat ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir