‘Keyfimin dini’

“İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’a bir harf üzere ibadet eder. Eğer ona bir hayr /kazanç isabet etmişse onunla tatmin olur. Yok eğer ona bir fitne / risk isabet etmişse yüzüstü geri döner.” (Hacc:11) der Kur’an.

Allah’a bir harf üzere ibadet etmenin ne demek olduğu ile ilgili birçok yorum yapılmıştır.

Benim anladığım şu: İnsanlardan bazıları kendilerine risk getirmeyen, düzenlerini bozmayan, işlerine gelen, kendilerine kazanç sağlayan şeyler üzerinden bir dindarlık yaşamak isterler. Bir çeşit oportünist dindarlık.

Başka bir Kur’an ayetinde de bu durum bir soru/ eleştiri şeklinde dile getirilmektedir:

“İçinde istediğiniz gibi at koşturduğunuz ve keyfinize uyan her şeyi yamadığınız bir kitabınız mı var” (Kalem süresi:37-39. Bu çeviri bana aittir.)

 

Kuşkusuz insanın kolayına gelen, kendisine kazanç sağlayan ve riske sokmayan şeyler yaparak Allah’ı hoşnut etmek istemesi anlaşılabilir bir şeydir. Eğer yapmayı seçtiğimiz eylemler tam olarak yapmamız gereken şeyler ise ve asıl yapmamız gereken şeyleri ıskalamamıza sebep olmuyorsa bunda bir sakınca yoktur.

Misal: Yetimleri teğet geçip, yoksulları doyurmayı ihmal edip, derinlikten yoksun bir ritüel olarak namaz kılmayı seçersek bir gün doyurulmamış fukaranın ve ihmal edilmiş olan yetimin sosyal faturasını öderiz.

Allah’ın insandan beklediği ‘insani / fıtri davranışlar’ olarak tanımlayabileceğimiz ibadetlerden/amellerden bir kısmını alıp diğer kısmını ihmal ettiğimiz zaman kelime (paradigma) yi parçalamış oluruz.
Parçaladığımız kelimenin harflerinden işimize gelenlerini şişirmek, büyütmek, çoğaltmak, abartmak suretiyle dindarlık tatmini yaşamak ta keyfimizin dininin vaiz lobisine düşmektedir.

 

Sonuna yaklaştığımız Ramazan ayı parçaladığımız ve yaşamdan dışladığımız ‘Kelime’nin işimize gelen harflerini alabildiğine çoğalttığımız bir sezon gibi durmaktadır. Çok az istisna olmakla birlikte, TV’ler/ radyolar ve yer yer belediyelerin Ramazan gecelerini renklendirmek için yaptıkları eğlenceler, pahalı vaizlerin keyfe göre din ihtiyacını karşılamak için olmadık shovlar sergiledikleri, şeytanın bile aklına gelmeyecek sorulara zekice cevaplar verdikleri proğramlarla doludur.

 

Bizim TV’lerdeki ramazan vaizlerimizin M. Akif’in “Okunandan ne haber, on para etmez fenler, Ne dünyada soran var ne de ukbada geçer” sözleriyle betimlediği, ‘mala davara faydası olmayan’ (gerçek dünyadan kopuk) ve aslında kelimenin bütününü görmemizi engelleyecek olan mevzuları anlatmaları dini ‘yaşanılabilir bir şey olmaktan uzaklaştırmak’ gibi bir misyon ifa etmektedir.

‘Bugünün dünyasında dine yer yok, seküler takılalım arkadaşlar’ diyecek olsalar ‘dinsiz’ ilan edilecekler. Nitekim içlerinden bir tanesi ‘deist’ olduğunu ilan ettiği için çok tepki çekmiştir. Diğer bir çoğu ise bunu söylemeden, aksine dinsel anlatımları alabildiğince çoğalttıkları için aslında aynı şeyi söylediklerini gözlerden kaçırabilmektedirler. Bektaşi fıkrasında olduğu gibi:

 

 

Bektaşinin biri camiye gitmiş. İmam vaaz ediyor: “Allah gözle görülmez, kulakla duyulmaz, elle dokunulmaz, ne yerdedir, ne göktedir….” Bunun üzerine Bektaşi: “yahu sen şuna yok diyeceksin ama dilin varmıyor” demiş.

 

Bununla ilgili olarak daha önce ‘Çoğaltarak/ kutsayarak dışlamak’ tabirini kullanmıştım. Görünürde her an her yerde din konuşuluyor, öğreniliyor. O kadar çok ki ‘çoklukla kafayı bozdunuz’ (tekasür) diyecek kadar. Ama gerçek hayatta yok.
‘Gerçek hayat’ı keyfime göre yaşarım, üzerine de keyfime göre bir hocanın ‘harf dini’ini sos niyetine kullanırım. Allah kabul etsin.

 

‘Allah’ın altından (min dunillah) bir gücün, nesnenin, varlığın, değerin.. vs insan üzerinde tahakküm kurmasını reddeden, ‘La ilahe illallah’ (Fuck the system) devrimci söylemiyle ifade edilen, tüm tabulaşmış statüko (küfr) lara kafa tutan, isyancı- devrimci ‘nebevi ruh’ yerini, gözüne damla damlattığında orucunun bozulup bozulmadığı, istibra ve istincanın imandan olduğu, imanı koruma mücadelesi adı altında her türlü şer gücün yandan çarkı olabilen, bir insan ve bir mümin olarak gerçek sorumluluklarından kopuk.. bir dindar modeli ortaya çıkmaktadır.

‘Camilerde/ TV karşısınnda çook dindar kaldırımlarda seküler’

Kur’an’ın, “din ile sahtekarlık yapanı gördün mü” (Maun:1 çevirim) diye işaret ettiği dindar modeli..

 

İyi Bayramlar dilerim.

 

 

İlginizi Çekebilir

Aileyi yaşat ki millet yaşasın

“Hem millet hem de aile bireysel ölümlülüğün verdiği ezaya getirilen kolektif çözümlerdir. îkisi de benzer ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir