Pasaklı ihanet

Her öğretim yılı sonunda dersine girdiğim sınıflarda öğrencilere; ‘Bu ders size ne kazandırdı, ne kaybettirdi yazın’ derim. Geçen yıl bir öğrencim şöyle yazmıştı: “Yere çöp atacak olduğum zaman sizi hatırlıyorum ve atmıyorum” dün girdiğim bir sınıfı tertemiz bulunca sordum: ‘diğer derslerden önce de temizliyor musunuz?’ Çocuklar, sadece benim dersimden önce temizlediklerini söylediler. Sonra onlarla vicdan üzerine epey bir konuştuk. Oturduğum apartmandaki çocuklar bahçede oynarken yedikleri şeylerin çöplerini balkondan bakıp bakmadığıma göre çöpe ya da yere attıklarını anlattım onlara.

Bir insanın çöpünü yaşadığı okul/ işyeri/ apartman/ park… vs yere atmasını onun diğer insani değerlere önem vermemesi ile doğru orantılı olduğunu düşünürüm.  Bu ülkede çocuklarımıza çöpünü çöp kutusu dışında hiçbir yere atamayacağını bile öğretemiyorsak hiçbir değeri doğru dürüst öğretemiyoruz demektir. Bu kadar basit bir davranışı bile kazanamayan bir insandan hangi sorumluluk bilincini bekleyebiliriz.

Seneler önce bu konuda hassas olan bir okul müdürümüz, sabah toplantılarında çocuklara, ‘evladım, bu okul sizin okulunuz, onu korumalısınız, kirletmemelisiniz’ diyordu. Ben ona, ‘hocam, sizin okulunuz derseniz, kendi malları gibi kullanma hakkına sahip olduklarını düşünürler. Onlara, ‘bu okul sizin değil, size emanettir’ demeli değil miyiz’ dediğimde, ‘Bunlar kendilerine ait olmayan şeyi korumayacak bir karakterdedirler. Sizin okulunuz diyerek ancak daha az zarar vermelerini sağlayabiliriz’ demişti. Ben ise hala çözemedim hangisini söylemenin daha etkili olacağını.

Birkaç gün önce sosyal medyada izlediğim bir videoda bir yabancı Türkiye coğrafyasını övüyor, ancak insanlarının bunun kıymetini bilmediklerini, çöpleri sahillere ve ormanlara atarak kirlettiklerini söylüyor ve elindeki çöp poşeti ile yere atılan çöpleri topluyordu. ‘Temizlik imandandır’ diyen bir dinin mü’minlerine ‘tahareti bizden öğrendiler ’dediğimiz bir insan temizlik dersi veriyordu.

Bursa’da, Uludağ yolunun seyirlik mekanları ya da ‘Z yolu’ denilen yerin yol kenarlarını bi görün. Bira şişeleri/ kutuları, yiyecek atıkları, poşetler, sidik dolu şişeler… içler açısı durumdadır. Ormanların en ücra köşelerine kadar giden şarap ve bira şişeleri ve piknikçi çöplerini de es geçmemek gerek. Yol kenarları ve özellikle cepler gelip geçen araçlardan atılan her türden çöpün çöplüğüne dönmüştür.

Belediyeler, Orman müdürlükleri, Karayolları ve diğer kurumlar çevreye duyarsız, sorumsuz, talancı pasaklılardan korumakta acizdir. Çoğu zaman da bu iş bürokrasinin mekanizmaları arasında bir pingpong topuna dönüşmektedir.

Bundan bir buçuk yıl önce Çalı’dan bir otomotiv yan sanayinin lastik atıkları Ovaakça’da, tali yol kenarına, ormanın içine dökülmüş idi. O civarda esnaf olan bir arkadaşım ile epey mücadele etmiştik. Sonunda Bimer’e yazmıştık konuyu. Onlar Orman bölge müdürlüğünden birilerini yönlendirmişlerdi. Atıkların hangi fabrikaya ait olduğunu bile biz tespit etmiştik. Ama işin sonunda bölgeden geçen çevre yolu inşaatından çıkan hafriyatın atıklarının üstüne dökülmesi ile konu kapanmıştı. Böylece sayemizde birkaç yüzyıl sonraki torunlarımıza çöpsel bir miras bırakmış olduk.

Kimdi bu atıkları atan fabrika sahipleri, piknikçiler, biracılar, seyirciler, orman memurları, belediye görevlileri…

Tabii ki okullarda temizlik bilinci kazandıramadığımız insanlardı. Şimdi de çocuklarına o bilinci ve sorumluluk hissini kazandıramıyoruz. Sınıfta, bahçede çöpünü yere bırakan çocukların ebeveynleri de sigara izmaritlerini asansöre, piknik çöplerini/ şişelerini yol kenarlarına/ parklara bırakan insanlardır

“Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa dünyanın oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler.” Demiş Sargun A. Tont (Uçun Kuşlar Uçun) Yere attığımız her çöp, doğaya bıraktığımız her atık annemizin veya kendimizin yüzüne tükürmektir. Ve en önemlisi emaneten yaşadığımız bu dünyaya/ evrene -ve aktüel kavram ile- vatana ihanettir.

İlginizi Çekebilir

VER MEHTERİ

“Bismillâhirrâhmanirrahîm. Minburhân-ı emîre’l-mü’minîn Alâeddin Keykubâtibn-i Ferâmürz es-Selçûkî, eyyedallâhü’l-Meliki’l-Âlî, hamd-u sipâs ve şükrubîkıyâs, ol hâlik-i biçün ...

Bir yorum

  1. Güzel ve oldukça anlamlı bir yazı. Bu konudaki hassasiyetinizi keşke bütün eğitimciler de %10 luk dahi gösterebilse. Teşekkürler sevgili Hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir