Ruhbanlık Farz-ı Kifaye’(mi) dir:

‘İslam Din’inde Ruhbanlık yoktur, Din adamı sınıfı yoktur, Din adamı yoktur, Herkes dininin adamıdır, İslam Dini Ruhbanlığı yasaklamıştır…’ gibi söylemlerle sıkça karşılaşmaktayız. Ve bu söylemleri neredeyse mutlak doğruymuş gibi de dinler, geçeriz.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramı’nda Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Kur’an evleri açılmasına öncülük eden ve ‘Kur’an’la yüzleşme hareketi’ de denilebilecek bir hareketin önde gelen şahsiyetlerinden birisi ile birkaç gün süren bir seyahat yapmıştım. Bu seyahat esnasında Ankara’da Prof. İlhami Güler, Niğde’de Kur’an evi müdavimleri ile tanışma sohbet etme imkanı/ fırsatı yakaladım.

Dostlarımız dinden para kazanmayan, ruhban olmayan kişilerin din konusunda söz hakkına sahip olması gerektiğini iddia ediyorlardı. Kurumsallaşan din yerine insanların Kur’an’ı okuyup anlayarak dini anlayışlarını oluşturmalarının gerektiğini söylemişlerdi. Bir yandan da Prof. İlhami Güler ve Prof. Mustafa Öztürk gibi insanlardan daha fazla nasıl istifade edebileceklerinin yolunu arıyorlardı.

Niğde’nin Ulukışla ilçesinin Kılan köyünde tanıştığımız, Süleymancı cemaatinden ayrılmış, İslami/ Kur’an-i ilimleri iyi bilen, cemaatin egemen olduğu köyde bağımsız bir mescid inşaa eden, orada halka ve gençlere eğitim veren, halkın doğrudan interaktif katılım yapabildiği vaazlar veren, bir yandan da toprakla uğraşıp, geçimini topraktan sağlayan ‘Ahmet Hoca’mızla tanışınca büsbütün heyecanlandı arkadaşlar.
‘Aha bulduk’ dediler. ‘Nihayet dinden geçim sağlamayan, ruhban olmayan sivil bir hoca bulduk’

Ahmet hocayı karşılaştığım herkesi olduğu gibi önyargısız bir şekilde dinledim. Ve çok sevdim. Ve O köyde yaşasaydım Süleymancı tek tipçiliğin alternatifi olan camisinin müdavimi olabileceğime karar verdim.

Ahmet hocanın söylediği önemli bir şey vardı.

Dedi ki: (Yaklaşık) “İnsanları ‘Kur’an’a çağırmak, Kur’an’a göndermek çözüm değil. Halkın pratik dini yaşamına ve ihtiyaçlarına çözüm üretmek gerek. Misal: Bu köyde yaşayanlar egemen Süleymancı akideden koparsa cenazesinin kılınmayabileceğini düşünür, korkar. Onun cenaze ihtiyacını çözmeniz gerekir.
(Bir örnekle) Hz. İbrahim Kâbe’yi inşaa edince, Allah: ‘İnsanları Kâbe’ye çağır’ dememiştir. ‘İnsanları çağır, SANA yürüyerek ve binitler üzerinde gelsinler’ demiştir. Dolayısı ile insanları kendimize/ yanımıza çağıracak bir organizasyonumuzun olması gerekir.”
Dönüşte arkadaşlarıma şunu sordum:

Ahmet Hoca’nın söylemini beğendiniz. Hatta sadece söylem değil, hareketini/ aksiyonunu beğendiniz. Şimdi siz Ahmet hocanın düşüncelerinin tüm Türkiye ve hatta İslam dünyası ölçeğinde proje haline getirmek istiyorsunuz. Ne yapacaksınız?

Bir akademi kuracaksınız. Bu akademide insanları yetiştireceksiniz. Yüzlerce- binlerce Ahmet Hoca yetiştireceksiniz. Bunu yapmak için Ahmet hocayı kurumsal bir organizasyona çevireceksiniz. Bu arada Ahmet hoca köyde kiraz toplamaya devam mı edecek? O akademide araştırma yapan ve daha sonra misyon yüklenecek olan ‘KADRO’ ne yapacak, fabrikasında, köyünde çalışmaya devam mı edecek? Profesör İlhami Güler ve Profesör Mustafa Öztürk istifa edecek ve bir iş yerinde tam gün mesai yapacak. Bu işin içinden nasıl çıkacaksınız?
Kolayı var: ‘Kur’an’a gidin’
Abi anlamıyoruz, mealler arasında bocalıyoruz… Ne yapacağız?
Hilal TV’de İslamoğlu’nu, Bayındır’ı, Edip serserisini izleyin… mi diyeceksiniz?

Gelelim asıl söylemek istediğime:

Kur’an ruhbanlığı mutlak anlamda reddetmediği gibi emreder. Tevbe:122 Müminlerin tamamının aynı anda sefere çıkmalarının doğru olmadığını, geride dinde uzmanlaşacak olan bir grubun kalması gerektiğini söyler.
Yine Kur’an (Maide:82) Hıristiyanların Yahudilere göre daha az şiddetli düşman olmalarını, onların içlerinde bulunan ve müstekbirlik yapmayan keşiş ve ruhbanların varlığına bağlar.
Ancak ihdas ettikleri /kurumsallaştırdıkları ruhbanlığa hakkı ile riayet etmedikleri için de onları eleştirir. (Hadid:27) Tevbe süresi (34-35) te eleştirilenin de ruhbanlık değil, pozisyonlarını kişisel çıkar için kullanan ruhbanlar (Tamamı değil, birçoğu) oldukları bir vakıadır.

Ezcümle: (Şimdilik)

Müslümanların içinde Fettoş gibi parazitlerin revaç bulabilmesinin en büyük sebeplerinden biri kurumsal boşluktur. Söz gelimi: Bu şeytanların İmam Hatip ve İlahiyatta okuyanlar arasında daha az revaç bulması iddiamı/ tezimi güçlendirmektedir. İslami ilimler ve özellikle de usul ilimlerini tahsil eden insanların bu şeytanlar için zor bir av oldukları bir vakıadır.

Bundan dolayı Müslümanların Diyanet gibi resmi ya da başka oluşumlar gibi özel kurumlar vasıtası ile ruhbanlaşmayı sağlamaları ve din öğretim/ eğitimine daha da önem verilmesi elzemdir. (İçerik tartışmasına şimdilik girmiyorum. Kimin referansı ne ise ona göre bir ruhbanlaşma sürecini tamamlaması gerekmektedir)

İhtiyaç duyarsam devam edeceğim.

 

 

İlginizi Çekebilir

Başkan Aktaş ve Bursaspor…

Geçen yıl Süper Lig’den düşen ve bu sezon yoluna TFF 1. Lig’de devam eden Bursaspor’un ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir