Sultanahmet yayın patlaması

Bir kaç gün önce İstanbul- Sultanahmet’te meydana gelen ve 11 insanın öldüğü kalleş saldırı ardından savcılığın yayın yasağı getirmesi tartışma konusu olmuştu. CHP lideri Kılıçdaroğlu bile ‘Ambülans gelmeden yayın yasağı geldi’ diye bu durumu eleştiren bir açıklama yaptı. Nihayetinde halkın haber alma hakkının engellenmesiydi konu. Sosyal medyada da yasağın bu kadar hızlı bir şekilde gelmiş olması eleştiri konusu oldu.
Bizdeki medyanın bir kısmının terör saldırılarını terör örgütlerinin amaçladığı doğrultuda manipülasyon malzemesi olarak kullandığını düşünürsek kararın son derece yerinde olduğunu söylemek mümkün. Ben de savcı olsaydım, öncelikle Doğan, Cumhuriyet ve Fetö medyasının olayın semtine bile uğramasını dahi yasaklardım. Cumhuriyet gazetesi Paris katliamını ‘Fransa çocuklarına ağlıyor’ manşeti ile verirken, Sultanahmet katliamını ‘katliamlar ülkesi’ manşeti ile verebilen bir gazetedir. Kanımca saldırıyı asıl planlayanlar ile saldırıdan murad ettikleri algı biçimi için medyayı kullananlar aynı kişiler/ çevrelerdir. Saldırı planları ile manşetlerin aynı masada planlanmadığından hiç kimse emin olamaz.
Saldırıdan sonra sözde yerel ve uluslararası medyada özellikle İran ve Rusya kaynaklı suçlamalar ve yorumların bu tür saldırıların medya ayağının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Her neyse.
Demem o ki bahsi geçen iç düşman medyanın bu tür olaylarda mümkünse polisin gelmesinden bile önce uzaklaştırılması gerekir. Ayrıca Paris saldırısında da benzer yasaklar gelmişti. Hem yasağın gelmiş olması neyi değiştiriyor ki? Şeytan her halükarda şeytanlığını yapabilecek durumdadır. Ve Cumhuriyet örneğinde gördüğümüz üzere yapmıştır da.
Öte yandan yayın yasağı getirilmesinden rahatsız olmayın efendiler. O gün gün boyu nete girmemiştim yoğunluktan. Akşamüstü sanal aleme bi bakayım dedim. Bi de ne göreyim. Saldırı olmamış aslında. Yayın katliamı olmuş. Sanal medyanın yeminli ülke ve devlet düşmanları katliamı değil yayın yasağını dert etmişler Ya yasak gelmeseydi, sosyal medya hesaplarınızda ne konuşacaktınız.
Savcılığın yayın yasağının çıkması ile ambülansın gelmesi arasında siz ağzınıza sakız yaparak, İstanbul’un ortasında, 11 masum insanın kalleşçe öldürülmesi gibi bir olayda bile hükümete/ devlete çakacak bir malzeme bulmuş oldunuz. Yoksa ne yazacaktınız? Siz ki Erdoğan ve hükümetin zayıflaması/gitmesi için ülkeyi Suriye’ye çevirmekten sakınmayacak insanlarsınız.
Ankara’da, Süruç’ta yapılan saldırılarda daha bomba bomm etmeden sorumluları ilan etmiş, intikam planlarınızı bile açıklamıştınız. Bu saldırılar size cansuyu gibi geliyor. Hele ki hükümeti ve devleti suçlayacak bir şey buldu iseniz değmeyin keyfinize.
ACADEMİA OF CHANDİL
PKK’nın başlattığı ve Kürt halkını kendi coğrafyasında mülteci durumuna düşüren hendek savaşları hakkında hükümete ayar vermeye kalkan 1100 devlet memuru akademisyenin hangi academia ekolünden olduklarını merak ediyorum. Akademisyen dediğin bir olayı tüm değişkenleri ile analiz eder ve objektif olarak yorumlar ve de yorumunu bilimsel bir bildiri olarak yayınlar. Bu adamlar gözümüzün önünde cereyan eden ve bizzat yaşayanlarının yaşadıklarının aksine sallıyorlar. Madem adınızı akademisyen olarak açıklayacaksınız bari yarım ağızla da olsa bölge halkına hayatı zindan eden hendeklere dair de bir şeyler yazsa idiniz en azından bi haysiyeti olurdu söylediklerinizin. Biliyoruz, asker ve polisleri insan yerine koymuyorsunuz da bari PKK saldırılarında can veren bölge insanlarına dair de ortaya bir şeyler deseydiniz. Yoksa papazı olduğunuz chandil academia piskoposları bu kadarına bile izin vermediler mi?
Hiç mi Fethullah hocadan münafıklık öğrenmediniz.
Kim bilir belki de böyle yaparak birilerinin kan banyosu fantezisini kaşıyıp yeni cepheler açmak istediniz.

İlginizi Çekebilir

Korkut Ata’nın mirasına Bursa sahip çıktı

Türkiyat sahasının kurucu ismi Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü’nün “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir