Yaşar Nurileşme Sendromu…

Hollanda’daki seçim sonuçlarından çıkarılabilecek en önemli sonuç, neredeyse halkın tümünün ırkçı ya da yabancı düşmanı olduğu gerçeğidir. Öyle ki, son virajda hükümetteki parti Türkiye ve İslam düşmanlığı atağı yaparak daha çok ırkçı olan partinin önüne ancak geçebilmiştir.

Uzun süre yurt dışında yaşamış Ahmet Kılınçkaya hocam aradı dün akşam. O’na sordum: Avrupa halkının tümden kafayı sıyırdığını, hepsinin birden ırkçı ve yabancı düşmanı olduğunu mu düşüneceğiz? Bu durum nedir? Cevabı şu oldu: “Şeker hocam, bir eşek neyse Avrupa’nın ortalama insanı da odur.  Asla düşünmezler, sorgulamazlar, anlamazlar. Bildiğin güdülen eşektir hepsi. Çoğu da günün büyük bir kısmını serhoş geçirir. Ayık olduğunda da çalışır. O kadar. Avrupa medeniyeti bitmiştir. Yüzyıl sonra böyle bir medeniyet olmayacak dünyada. Hiç kimsenin bir şey yapmasına gerek yok. Kendi kendine kalsa bile yok olup gidecektir. Tüm insani değerleri tüketmişlerdir.”

Ahmet Kılınçkaya gibi Kur’an’ı ve İslami kaynakları iyi anlamış bir hocam bunları söylerken buraların  BAZI (genelleme yapmıyorum) Müslümanofobik ‘İslami Yenilenmeci’lerinin dilinden neler dökülüyordu. Hele bir bakalım.

Neden onları gündem ediyorum diye soracak olursanız cevabım şudur: Geçen hafta boyunca bu türden arkadaşlara laf yetiştirmeye çalıştım da ondan.

  1. Bu insanlar hadislere ve diğer rivayet metoduyla gelen haberlere temkinle yaklaşan insanlardır. Bazıları tüm rivayetleri toptan reddederler. Kur’an’ın yazılı metni (Mushaf) nde yer almayan herhangi bir bilgiyi ‘İslami bilgi’ saymayı şirk sayanları bile vardır. Bilgi konusunda bu kadar hassas olan bu insanlar, konu Muhafazakar Müslüman bir hükümete karşı Hollanda’da muhtemelen feto şeytanı tarafından uydurulan bir habere balıklama atlayıp, onun üzerinden argüman üretip, inanmayanları itham edebilmişlerdir. Neymiş efendim, ‘Hollanda’da adı sanı belli olmayan bir Türk işçisinden rivayet olunmuş ki, Hollanda hükümeti Türkiye hükümetine ‘bizim seçimimiz var, seçime kadar gelmeyin ne olur, gözüüzün yağını yiyek’ demişler. Bizimkiler de ‘Olmaz Portakalım, olsa dükkan sening’ deyip diretmiş ve gelmişler. Dolayısıyla da Hollanda’lılar ne yapsalar haklıdırlar.
  2. Yine bu insanlar Metin okuma, yorumlama ve analizi konusunda fevkalade mahirdirler. Kullanılan kelimelere, konteksine, bağlamına bakarlar normal şartlarda. Kur’an’ı çok okumaktan kalan güzel bir beceri bu. Ama nedense bu konuda bu becerileri dumura uğramıştır. Neymiş efendim, Yabancı ülkelerde seçim propagandası yapmak yasakmış, Türkiye devletinin orada seçim propagandası yapmaya gitmesi yasal değildir. Bu yasayı da AKP çıkarmıştır’ mış… Dolayısıyla Hollanda’lilar bizim yasamıza uymayan bizim hükümeti cezalandırarak eyi bir şey yapıyorlar. Allah razı olsun adamlardan…. Ama bu adamlar nasıl olmuşsa yasayı Bektaşi kafası ile okumuşlar. Yasada tanıtım ve bilgilendirme yapılmasına izin verildiğini görememişler. Ve bir de Hollanda hükümetinin dillendirmediği argümanları onların yerine dillendirmekle de ofsayta düşmüş oldular. Ayrıca Hollanda’da propaganda yapan Barocu Feyzi ile herkesin tetikçisi Latif’in serbestçe ve rahatça arz-ı fitne edebilmeleri ile ilgili sorularımıza da hakaret ve ithamla karşılık vererek paçayı kurtardıklarını sanıyorlar.

İşin aslı nedir?

İşin aslı ‘Yaşar Nurileşme Sendromu’dur.   (Bunu söylediğimde kızıyorlar. Kızmaya devam etsinler. Daha da devam edeceğim.) Yaşar Nuri de kendini Kur’an’ı istismar ederek oluşturduğu ‘Kibir akidesi’ üzerinden ‘Beyaz Müslüman’ kategorisine sokup, Müslümanları aşağılamayı rutin ibadet bellemişti. Bunu yaparken bazı kur’an ayetlerini çarpıtabildiği, Bektaşi mantığı ile ele aldığı gibi, en uydurma hadisleri delil sayıp, Müslümanlar aleyhine ağır istidlaller yapabiliyordu.

İnsan bu sendroma nasıl yakalanıyor? Açıklayayım. (Yabancısı değilim)

Kendi kapalı devre ortamlarında Kur’an meali- tefsiri okuyup, yorumluyor, bazı şeyleri anlıyorsun. Anladıklarının büyük bir kısmının halkın inanç ve amelleri ile uyuşmadığını fark ediyorsun. Sonra birkaç kişiye hiç te pedagojik olmayan rijid bir dille çemkiriyorsun. Onlar da haliyle reddediyor. Onlar reddettikçe sen ‘peygamber ve sahabiler de reddedilmişti’ havasına giriyorsun. Bu sefer daha sert söylemlerle halkın tamamını ‘Müşrik’lik ile suçlayıp kendini tevhid mücadelesi yapan bir Muvahhid durumuna terfi ettiriyorsun. ‘Çıplak Uyarıcı’ oluyorsun. Sonra kendine halkı aşağılayan bir ‘Kibir akidesi’ oluşturuyorsun. Halktan insanlarla girdiğin polemikleri de ‘Tevhid- Şirk Mücadelesi’  kapsamına sokuyorsun.

Neyse ki ‘Müşrikleri nerede bulursanız öldürün’ cımbızlamasına getirmiyorlar mevzuyu. Oraya getirmeseler de, onlara yapılacak her kötü muameleyi, reva görülecek her zulmü alkışlar hale geliyorlar.  Artık halkın her üzüldüğüne sevinir, her sevindiğine üzülür hale geliyorlar.

Be buna ‘yabancılaşma’ diyorum. Bu yabancılaşmayı temizleyecek bir gusül henüz keşfedilmemiştir. Çünkü ‘kalplerinde asla ulaşamayacakları bir büyüklük kompleksi (Kibir) vardır’

İstisnalarına selam olsun.

İlginizi Çekebilir

PKK Avrupa ve ABD’yi terörle korkutuyor

Türkiye’nin terör örgütlerine karşı başlattığı operasyon ABD ve Avrupa’da korku yarattı. Bu korkunun nedenini açıklayayım; ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir