Yeni Muhtasar Cevşen-i Şerif

Rabbimiz !
Senin yüzüne bakacak halimiz olmasa da ahvalimizi arz edeceğiz.
Senin dinini en uydurma, en batıl argümanları kullanan ağlak bir iğvacıya kandık. Şeytanın sağdan yaklaşacağını ve bizi kandırabileceğini kendimize konduramayacak kadar müstağniydik. Söylediklerinin sıhhatini sorgulamadık. Sorgulayanlara da kulak asmadık. Anlattığı saçmalıklara inadına itibar ettik.

Arkasına sorgusuz sualsiz takıldığımız bu meczubun oynamayan hiçbir yerinin olmadığını fark edemeyecek kadar basiretten yoksunduk. O’nun ilişkilerinin çarpıklığını, duruşunun yamukluğunu bile isteye görmezden geldik. Bizi uyaranları, eleştirenleri ‘Ehl-i Dünya’ olmakla suçladık. Körelmiş basiretimizle karşımızdakilerin kör olduğunu düşündük.

1980 darbesini yapan eli silahlı zorbalara yardakçılık yaptığı mektubunu yazdığını görsek de bunda bir hikmet vehmettik. O zorbaların bütün zulümlerine destek olmakla kalmadık, O zulümlere direnenlere savaş açan iğvaacımızın arkasından gittik. Zulme direnenlere ihanet ettik ve onları İran ajanı ve terörist diye ispiyonladık. Üstelik bunu senin mescidinden yaptık.

Kendi aramızda uymayan kadınların eşlerini bile cemaatten dışlayacak kadar katı bir şekilde uyguladığımız başörtüsü farzını, sırf zalimlere mazlumlar üzerinde avantaj sağlamak için ‘füruattır’ diye hüküm verdik. Kendi kurumlarımızda dişi sinekle erkek sineği bile aynı ortama getirmeyecek kadar katı kurallarla uyguladığımız ve aslında senin dininin de bir gereği olmayan bir şeyi vitrinde eleştirecek kadar ikiyüzlü olduk.

‘Kitaplara iman’ konusunu işlerken Kitab-ı Mukaddes’i ve İncil’i sınıfa getirerek tanıtan Din Kültürü hocalarını ‘Misyoner’ diye ispiyon ederken ve cemaat içinde bu kitapların okunmasını akredite etmezken, ‘Dinlerarası Diyalog’ gibi yalanlardan bahsettik. Böylece dünyaya sözde şirin insanlar gibi gözükecek, küresel zorbaların piyonu olma onuruna kavuşacaktık. Bir taraftan Küresel zorbaların papasına yalakalık yaparken bir taraftan da bu zorbalara savaş açmış Müslüman liderlerden ‘tiksinme’yi ibadet belledik.

90’lı yıllarda memleketin bir yarısında yargısız infazlar sürerken, köy yakma taburları köy yakarken, devletin silahlı bürokratları köy meydanlarında muhtarlara dışkı yedirirken, ülkenin tüm maddi ve manevi kaynakları küresel zalimlere ve onların işbirlikçilerine peşkeş çekilirken, bizler bunun sorumlularına ‘barış ödülü’ vermek, şefaatçileri olmak ve isimlerini emperyalistlere militan yetiştirdiğimiz okullarımıza vermekle meşguldük. Milletin çocuklarının kanlarının derin katillerce haksız yere akıtılmasından zerre kadar rahatsız olmuyorduk.

Halkın oyları ile seçtiği hükümetlere karşı her türlü katagulliyi çevirmek için akıl hocalığı yapmaktan, bu insanlara karşı açık bir nefret söylemi dillendirmeye kadar her türlü şeytanlığı yapmaktan geri durmadık. Kendilerini bu ülkenin ve dünyanın sahipleri gören iç ve dış mihrakların her türden tetikçiliğini yapmayı ibadet belledik.

Bölgemize her türlü terörü estirmekten bir an bile geri durmayan siyonizmin yılmaz savunucusu ve duacısı olduk. Mazlumlarla hiçbir zaman empaty yapmadık. Mazluma ‘terörist’, zalime ‘otorite’ dedik. Bölgemizde normalde din kardeşimiz olan insanlara karşı yapılan darbelerden içsel bir mutluluk duyduk ve dillendirdik.

Halklarının senin için ayırdıkları bütçeleri Kurban, burs, zekat, himmet adı altında soyup soğana çevirdik. Bu parlarla elde ettiğimiz gücü, zalimlerin kullanımına sunduk. Senin için çalışacaklarını vaad ederek insanları yabancı gizli servislerin hizmetkarı yaptık. Yaptığımız ihanetin adını hizmet koyduk. Kime hizmet ettiğini bile sorgulayamayacak kadar basiretini bağladığımız insanların enerjilerini kendi halklarına karşı düşmanlığa kanalize ettik.

Babalarımızın annelerimizin bizi doğurduğu ülkede 30 yıldır süren savaşın sona ermesi için ne zaman bir adım atılsa ‘hizmetkar’larımızı barışın bozulmasına karşı devreye soktuk. Böylece taraflarda barışın olamayacağı inancını oluşturduk. Barış olmayınca da tarafları birbirlerine karşı kışkırtmak için her türlü ahlaksız manipülasyonu yaptık. Bu bizim profesyonel işimizdi…
…..
Kafanı şişirmeyelim Rabbimiz.
(Rabbimiz diyoruz, biliyoruz ki biz seni Rabb edinmedik. Biz kendilerini dünyanın sahipleri sananlar adına şeytanlık yapan bir meczubu Rabb edindik.)

Ez cümle; Şimdi kendi pisliğimizde boğulma zamanı…
Zira senin sünnetinde bir değişiklik olmayacağını biliyoruz..
Oturduğu koltuktan hoplayarak beddua eden ve bizim de amin dediğimiz çakma aktrist iğvacımızın beddualarının üzerimize çökmesini hak ettiğimizin farkındayız.

Rabbimiz,
Sen bize müstehakkımızı ver.
Amin.

İlginizi Çekebilir

PKK Avrupa ve ABD’yi terörle korkutuyor

Türkiye’nin terör örgütlerine karşı başlattığı operasyon ABD ve Avrupa’da korku yarattı. Bu korkunun nedenini açıklayayım; ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir