Yemin metinleri niye değişir?

Resmi bir göreve başlayanların yemin etmeleri eskiden beri süre gelen bir gelenektir. Bunların içinde kanunla veya anayasa maddesi ile milletvekili veya cumhurbaşkanlarının nasıl yemin edecekleri de düzenlenmiştir. Türkiye tarihinde dönemlerin, anayasaların değişmesine bağlı olarak yemin metinlerinin de değiştiği bilinmektedir.

Meclisin Ankara’ya taşınmasından sonra, meclis aldığı bir kararla sonradan milletvekili olarak bu meclise katılanların şu şekilde yemin etmesini kararlaştırdı: “Hilafet ve saltanat ve vatan ve milletin istihlas ve istiklâlinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi.”  Ankara milletvekili unvanını taşıyan Kemal Paşa’da bu yemini yapmıştı. Dikkat çeken en önemli husus, milletin, vatanın, hilafet ve saltanatın kurtarılacağına yemin edilmesiydi. Ankara’daki vekiller bu yemin ile yola çıkmışlardı. Bu yemin ile milleti etraflarında toplamaya çalışmışlardı. Sonra aynı vekillerin bu yeminlerini çiğneyerek saltanatı yani padişahlığı kaldırdıkları görülmüştür.

Kemal Paşa, ilk cumhurbaşkanı seçildiğinde yemin etmedi. O tarihte geçerli anayasada “Cumhurbaşkanı yemin metni” diye bir madde de zaten yoktu. Üstelik onun her hangi bir görevli gibi yemin etmekle yükümlü sayılması belki dönemin ruhuna da uygun düşmezdi. 1924’te yenilen anayasanın 38.maddesi cumhurbaşkanının yeminini düzenlemişti, buna göre: :”Reisicumhur sıfatıyla Cumhuriyet’in kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men,Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye ve ilâya ve deruhte ettiğim vazifenin icabatına hasrınefs etmekten ayrılmayacağıma , Vallahi.”

Yemin metninde yer alan Vallahi kavramı sonraki gelişmelere uygun sayılmadığından bu madde 1928’de şu şekilde yenilenerek vallahi kavramı metinden çıkarıldı. Çünkü laiklik diye keşfedilen o “müthiş kurtarıcılık ilkesi” için yapılan hazırlıklardan birisi de bu tür kavramların kanun metinlerinden çıkarılmasıdır. Aslında İslami usullerin, vurguların çıkarılması şeklinde de anlaşılabilir.

Ancak ilk cumhurbaşkanının meclise gelerek bir yemin töreni yaptırdığı hakkında hiçbir bilgi yoktur. Anayasanın ilgili maddesi bu şekilde düzenlenmiştir. Muhtemelen sonradan seçilecekler için yapılacak törenlere göre yazılmış bir metindir. Zaten özgür seçimlerin, siyasi partilerin henüz olmadığı bu dönemde TBMM’yi de bütün kurumların üstünde bir kuruluş gibi düşünmek gerçekçi olmaz. Cumhurbaşkanlığı kararlarını yasalaştırmakla görevli bir çeşit sekreterya gibi bu dönemde çalışmıştır.

Birinci cumhurbaşkanını kıskanarak onun yaptıklarını yapmaya çalışan ve hatta bunun için kağıt paraların üzerine de kendi fotoğraflarını bastıran İnönü cumhurbaşkanı yeminini öngören maddeyi 1945’te şu şekilde değiştirtmiştir: ”Namusum üzerine söz veririm ki:Cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet kanunlarını, milli egemenlik esaslarını sayacağım ve bunları müdafaa edeceğim.Türk milletinin mutluluğuna bütün bağlılığımla, bütün kuvvetimle çalışacağım. Türk milletine yönelecek her tehlikeyi en son şiddetle önleyeceğim.Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isterlerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmayacağım.” İnönü’nün de TBMM’ye gelerek bir yemin töreni yaptırdığı ve yemin ettiği hakkında bir bilgi yoktur.

27 Mayıs darbecileri cumhurbaşkanlığı yemin metnini 1961 Anayasası ile şu şekilde yazdırmışlardı: ”Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Türk devletinin bağımsızlığına, vatanın ve milletin bütünlüğüne yönelecek her tehlikeye karşı koyacağıma, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini ve Anayasa’yı sayacağıma ve savunacağıma, insan haklarına dayanan demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinden ve tarafsızlıktan ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini koruyup yüceltmek ve üzerime aldığım görevi yerine getirmek için bütün gücümle ve varlığımla çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

Görüldüğü gibi yemin metinleri giderek uzamış en uzun halini 1982’de ki değişiklik ile almıştır: ”Cumhurbaşkanı sıfatıyla, devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma,Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma,Milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma,Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerim aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da okuduğu yemin metni budur. 1877’de ilk Osmanlı Meclisinde milletvekilleri “Zat-ı Hazret-i Padişahîye ve vatanıma sadakat ve kanun-i esasi ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riayetle hilafından mücanebet eyleyeceğime kasem ederim.”  Diyerek padişaha bağlılıklarını sunmak zorundaydı. Halen geçerli anayasa ile seçilen cumhurbaşkanı da ilk cumhurbaşkanına sadakatli olacağına yemin etmekle yükümlü sayılıyor. 1877’ye göre büyük bir değişim olduğunu iddia etmek zordur. O zaman hayatta olan padişaha şimdi ise ölmüş ilk cumhurbaşkanına, onun ilkelerine, bağlılık yemini ediliyor. Bir gerileme olduğu açıktır. Üstelik bu ilkelerin bir partinin (CHP) altı oku olduğu da düşünülecek olursa, seçilen cumhurbaşkanı, o partinin ilkelerine bağlı kalması, hem de tarafsız denilmesi oldukça eğlenceli bir durumdur.

Halbuki doğru olan kişilere bağlılık ve onun izinden gitmek yerine millete, ülkeye bağlılıktır. Çünkü kişiler fanidir, geçicidir. Oysa Allah’ın izniyle kalıcı olan millettir ülkedir. Yemin metinlerinin uzaması bir sorunu da çözmüyor. Önemli olan orada oturacak zatın millete ülkeye sadakate zorunlu, borçlu olduğunu bilmesi ona göre davranmasıdır.

 
YORUM EKLE

banner19

banner8