Yiyecekler de çok bozdu

Kardeşlerimden biri biyolog ve bir biyolog ile yaşamanın ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Çünkü bir noktada “cehalet gerçekten mutlulukmuş” dedirtecek kadar içler acısı bilgiler paylaşıyor benimle gün aşırı. Örneğin benim çok sevdiğim kendisinin asla yemediği mısır. 2011 verilerine göre dünya üzerindeki mısırların yüzde 80’inin genetiği değiştirilmiş durumda yani elimi attığım her 100 mısırdan 80’i GDO’lu, tabii bu 2011 yılı için geçerliydi. Şuan durum çok daha vahim olabilir. Peki nedir bu GDO ve bize ne yapar?

Tam tanım olarak GDO; Genetiği değiştirilmiş organizma, bir canlının genetik özelliklerinin insan eliyle laboratuvar ortamında değiştirilmesiyle elde edilir. GDO, dünyamız ve canlılar üzerinde yapılan tehlikeli bir deneydir. GDO'lar genellikle bir canlı türünün doğal hayatta sahip olmadığı bir özelliğin bir başka canlıdan gen aracılığıyla aktarılmasıyla elde edilir. Örneğin mısıra zehir salgılayan bir bakteriden gen transfer edilerek mısırın böcek öldüren zehir üretmesi sağlanır.

Ancak yüzeysel olarak bakıldığında faydalı gibi görünen bu işlem, derinlemesine incelendiğinde insan sağlığı için ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Her canlı, yapı, özellik ve işlevlerinin bir tür kullanım kılavuzuna sahiptir. Bu devasa kullanım kılavuzuna genom diyoruz. Kılavuzu oluşturan ve neyin nasıl yapılacağının anlatıldığı her bir cümleye –veya iş emrine- ise gen adı veriyoruz. Örneğin insan genomu bu tarz 25000 cümleye sahiptir. Canlılar varlıklarını bu cümleler sayesinde sürdürür. Her bir hücremizde ayrı ayrı saklanmış olan bu ansiklopedide tam olarak neler yazdığı ve özellikle cümlelerin birbirini nasıl etkilediği ise insanlık için büyük ölçüde bir muamma.

İşte genetik mühendisliği GDO'ları bu sırlarını tam olarak bilmediğimiz kullanım kılavuzu içerisinde değişiklikler yaparak üretir. Genellikle GDO üretiminde yapılan işlem, bambaşka bir canlının kullanım kılavuzundan beğendikleri bir cümleyi alıp mevcut canlının kullanım kılavuzundaki rastgele bir yere yerleştirmeye çalışılmasıdır.



Örnek vermek gerekirse, diyelim ki elinizde bir standart mısır bir de böcek öldürücü zehir salgılayan bakteri var. Diyorsunuz ki “ah keşke bu mısır da böyle zehir salgılayabilse!” İşte bu noktada genetik mühendisleri devreye giriyor.

Genetik mühendisleri bu bakterinin kullanım kılavuzundan zehrin salgılanmasını sağlayan cümleyi bulurlar. Sonra bu cümleyi kitabın içinden keserek çıkartırlar ve mısırın kullanım kılavuzunda rastgele bir yere koymaya çalışırlar. Bu aşamada kılavuzun (veya iş akışının) bütünlüğünün bozulmasını, dışarıdan eklenen cümle ile kılavuzdaki diğer mevcut cümlelerin birbiriyle çelişip çelişmemesini ise pek dert etmezler. Ancak genetiği ile oynan her organizmanın insan sağlığına etkisini düşündüğümüzde bu çelişkilerin bizi tehdit ettiğini rahatlıkla görebiliriz.

Ülkemizde şu ana kadar 3’ü soya 13’ü mısır olmak üzere toplam 16 GDO çeşidinin ithaline izin verildi. Bu GDO türleri yem amacıyla kullanılmakta. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen süt, peynir, yumurta, et gibi temel besinler ne yazık ki doğrudan soframıza gelmekte. Üstelik etimizin, sütümüzün, yumurtalarımızın etiketlerinde hayvanların GDO’lu yem ile beslenmiş olduğuna dair hiçbir uyarı yok. Halkımızın tercih hakkı da, güvenle beslenme hakkı da elinden alınmakta. Üstelik bu durum yasalara da aykırı. Çünkü yasa, tüketicilerin tercih hakkının ortadan kalktığı durumlarda GDO’ların ithalatına izin verilmeyeceğini söyler. Mevcut 16 ve izin bekleyen 13 çeşit yem amaçlı GDO’ya ilaveten soyadan mısıra, şeker pancarından kanolaya gıda üretiminde kullanılacak 29 farklı GDO çeşidinin başvurusu şu anda değerlendirme aşamasında. GDO’lardan üretilecek olan mısırözü yağı, kanola yağı, mısır şurubu, mısır nişastası, soya lesitini gibi mamüller neredeyse satın aldığımız tüm paketli ürünlerin içinde bulunabilmekte.

Peki, bu GDO’lu ürünleri ya da GDO’lu yemlerle beslenmiş hayvanlardan elde edilen ürünlerin tüketilmesi insan sağlığını nasıl ve ne derece tehdit ediyor?

GDO'nun Sağlığa Zararları


*GDO'lar öldürücü alerjilere neden olabilir.

*GDO'lu yemler, hayvanlarda antibiyotik direncini artırır, antibiyotiklerin etkisini azaltır.

*Çoğu GDO'nun içerdiği böcek öldüren toksinlere hamile kadınların kanında ve fetusunda raslandı.

*İtalya'da yapılan bir bilimsel araştırmada marketlerden alınan her 4 sütten 1'inde GDO geni parçalarına rastlandı.

*GDO’ların salgıladığı böcek zehrinin tamamının insan sindirim sisteminde parçalanmadığı ortaya çıktı.

*GDO ekim tarlalarında kullanılan yabani ot ilaçları, memeliler için toksik etki ve insanlarda hormonal dengeyi bozma riski taşıyor.

GDO'nun Çevreye Zararları


*GDO üretimi, süper dayanıklı böcek ve yabani bitki türleri yaratır. Bu türlerin varlığı ekosisteme ve tarıma büyük tehdit oluşturur.

*GDO'lar tozlaşma yoluyla doğal türlere bulaşarak biyoçeşitliliğe zarar verir.

*Zehir salgılayan GDO'lar, kelebekler gibi zararsız canlıların ölümüne neden olur.

*Zehir salgılayan GDO'lar zehirlerini köklerinden toprağa geçirirler. Zaman içerisinde bu zehirlerin birikimi çevre için tehlike içerir.



İşin kötü tarafı şu ki gıdayı ve insan sağlığını tehdit eden tek unsur GDO değil. Örneğin benim her gün bir tane yediğim elma. Dünya üzerindeki elmaların yüzde 80’inde difenilamin (DPA) maddesi bulunuyor. Meyvelerin daha uzun süre daha taze kalmasına yardımcı olan bu maddenin kansere sebebiyet verdiği bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Elbette bir elma yiyince kanser olmayacağım ancak 40 yıl boyunda her gün bir elma yediğimi düşünürsek 14.600 elma yemiş olurum. Bu durumda vücudumda hatırı sayılır bir miktar DPA birikeceği kesin. Belki yine de tek başına beni kanser etmeye gücü yetmez ama ya trans yağlarla güç birliği yaparsa? Türkiye’de yasalara göre trans yağ oranı ürünün yüzde 1’ini geçmediği sürece ‘Trans yağ yoktur’ ibaresi kullanılabilir. Yani bizim trans yağ yok diye tükettiğimiz paketli gıdada 0,10-0,50 gram trans yağ bulunabilir. Bunun en sevdiğim çarpıcı örneği de çoğu çocuğun tercih ettiği cipsler, markası Doritos olmuş Lasy olmuş fark etmez hepsi Frito Lay ürünü.

Paketin üzerinde trans yağ yoktur yazar ve biz de güvenle çocuklarımıza yediririz ancak gerçekte içerisinde 0,17 gram trans yağ vardır. Bu 0,17 gram trans yağ tek seferde yemekle ve yine tek başına bize ciddi bir zarar veremez ancak unutmamamız gereken şey bu yabancı maddelerin vücudumuzda biriktiği. Bunun gibi sayılabilecek daha pek çok madde var. Sanayileşme ve gelişen teknolojiyle birlikte daha kısa sürede, daha az maliyetle daha çok üretmek adına insan sağlığını tehdit eden maddeler… İşte tüm bunlar bir yemek esnasında aklıma düşünce şöyle bir yutkunuyorum. Hakikaten bazı şeyleri bilmesem daha mutlu olurdum sanırım.
YORUM EKLE

banner19

banner8