Yurt meselesi üzerine…

Türkiye’de maalesef ilköğretim dışındaki yurtların büyük çoğunluğu sağlı sollu tarikat cemaat, dernek vakıf vesaire gibi kuruluşların elinde.

Dün İstanbul Kâğıthane’de belediye hazine arazisi üzerine kaçak inşa edilmiş Süleymancılara ait yurt binası yıkılma riskine karşı boşaltılarak yıkıldı.

Sadece Süleymancılar değil, birçok farklı kesimden farklı zihniyetten gruplar yurt işletiyor.

Bu ülkenin geleceği olan çocuklar öncelikle devletin yeteri kadar yurt yapmaması ve barınma sorunu nedeniyle bu grupların yurtlarına gidiyor.

Oysa devlet öncelikle bu yurt sorununa bir an önce çözüm bulması gerekiyor.



Eğitim alanına mümkün olduğunca devlet dışardan kimseyi karıştırmamalı. Bu ülkenin geleceği olan en değerli varlıklarımız evlatlarımız devlet dışındaki grupların, oluşumların eline düşmemeli.

Daha yeni cemaat kisvesi altında ülkeyi işgal ettirip peşkeş çekmeye kalkan FETÖ’nün teröristlerinin yaptıkları ortadayken, özellikle eğitim alanını tekellerine almaya çalışırken ülkemizi ne hale getirmeye kalktıkların çok acı bir tecrübeyle yaşamışken bir an önce bu işe bir dur demek gerek.

Hem kamu kurumları hem de belediyeler bu yurt işinin çözümü için var güçleri ile çalışmalılar. Belediyeler havai fişek, konser, festival başta olmak üzere acil olmayan tüm işleri erteleyip yurt yapmalı.

Devletin en önemli işi çocuklarını sağlıklı bir şekilde geleceğe taşımaktır. Onları namerde muhtaç etmemeli devlet. Gerekirse tüm yatırımlarından vazgeçerek çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamalı.

Sağlıksız, kaçak, merdiven altı yurtlarda, kurslarda, okullarda ziyan etmemeli en değerli hazinesini.

Okulsa okul yurtsa yurt öğretmense öğretmen ne gerekiyorsa fazlası ile çocukları için hazır edip, onlar için tüm kaynaklarını kullanmalı.

Yine kamu kurumları lüks makam araçları, makam odaları, koca koca binalara değil bu tür işlere aktarmalı ellerindeki keyfiyete tabi kaynakları.

Müdür beyin totosundan daha önemlidir bu ülkenin evlatları. İki kıçı kırık popçunun lüks içinde yaşaması için harcanmasından daha evladır çocuklara yurt yapmak. Belediyeler bu işlere yoğunlaşsa ne güzel olur.

Burada sadece yurtlardan bahsediyoruz ancak eğitime dışarıdan yapılan tüm müdahalelerin minimize edilmesi ve bu alanın tamamen devletin elinde olmasında fayda var. Özel okullar için şehir hastanelerindeki gibi bir formül oluşturulabilir.

Devam edeceğiz…

Dün sahip çıkamadık ama bugün sahip çıkabiliriz…

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri, hayır hayır çok daha öncesinden beri ihanetlerin hüküm sürdüğü bir ülke oldu maalesef. İlk Türk devletinden son Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar çok badireler atlattı bu millet. Yiğit evlatlarını ülke ileriye gitmesin bu devlet gelişmesin diye zalimlerle işbirliği yapan alçaklara kurban etti.



İşte onlardan biri de Enver Paşa’nın kardeşi kahraman bir asker ve büyük vatansever Nuri Paşa… Tüm ömrünü vatanına milletine adamış bir kahraman. On yıllarca unutulan ya da unutturulan Huri Paşa. Gözü kara bir subay, idealist bir memleket vatan sevdalısı.

Enver Paşa'nın öz kardeşi Nuri Killigil Paşa… Henüz 29 yaşındayken Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak, Ermenilerin ve Rusların işgalindeki Bakü’yü kurtaran olağanüstü bir asker adına marşlar yazılan bir vatan evladı.

Türkiye’nin ilk silah fabrikasının kurucusu aynı zamanda. Memleket yabancılara muhtaç olmasın diye o fabrikada canı veren ve parçaları bile bulunamayan bir yiğit evlat.

Nuri Paşa’nın en büyük hayali silah imal etmekti. Açtığı fabrikada silahlar üretmeye başlıyor. Tabancaları (Killigil) dünyanın en iyi 20 silahı arasında sayılıyor. Gidip Sütlüce’de muhteşem bir fabrika kuruyor. Yeni tezgâhlarla hızına hız katıyor. Nuri Killigil’in bu başarıları, Türkiye’nin milli ve yerli bir savunma sanayisi olmasını istemeyenleri rahatsız etti. Ne kadar tanıdık bir hikâye değil mi?

Bir süre sonra Killigil, baskılardan dolayı fabrikasında silah üretilmeyeceğini açıkladı. Fakat üretim gizlice devam ediyordu. 2 Mart 1949... Saat 17.10... Killigil tesislerinde artarda üç patlama yaşanıyor. Sabotajcılar önce kimya haneyi uçuruyor. Ardından cephane parlıyor. Bu menfur saldırıda 27 kardeşimiz şehit oluyor. Nuri Paşa’nın naaşı 20 gün sonra Haliç’te su yüzüne çıkıyor. Patlamadan sonra Nuri Paşa’nın yanmış birkaç parça el, ayak ve giysisi bulunuyor ancak.

Bir küçük tabuta konuluyor kahraman Nuri Paşa’nın bedeninin bulunan parçaları. Ve ne yazık ki ceset tam değil diye cenaze namazı bile kıldırılmıyor milletin bu kahraman evladı için. Gıyabında bile cenaze namazı kılınabilirken.

Hâlbuki gıyabında bile kılınabilir. Hadise Meclis’te (23 Mart) kapalı celsede ele alınıyor. Bazı mebusların; “Örtbas etmeye çalışmayın!” diye bağırdıkları işitiliyor. Meclis, tutanaklarını kilitliyor. Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak şanlı zaferler kazanmış bir savaş kahramanı, Azerbaycan Türklerini, Rus-Ermeni zulmünden kurtaran “Bakü Fatihi”, Türkiye’nin ilk yerli ve milli silah üreticisi, savunma sanayinin kurucusu, ömrünü memleketine adamış bu Müslüman Türk evladına bir cenaze namazı bile çok görülmüştü.

Bu ülke için vatanı için dini ve milleti için mücadele eden birçok insan gibi yok edilip şehit edildi Nuri Paşa. Nuri Paşa ve diğerlerini evlatlara unutturmamak, hikâyelerini sevdalarını geleceğe taşımak hepimizin görevi. Evlatlarımız ne kadar tanırlarsa bu kahramanları o kadar sağlam olacak geleceğimiz.

Uçak üreten ve uçak yaptığı için cezalandırılan Nuri Demirağ gibi Nuri Paşa gibi ve daha niceleri gibi vatanın evlatlarını, mutlaka bilmeli nesillerimiz. Silah fabrikası, Uçak Fabrikası, Otomobil fabrikası gibi nice hayallerimiz bundan sonra yok olmasın diye. Bugün milli ve yerli sanayimiz için verilen mücadeleye de hep birlikte sahip çıkmalıyız…
YORUM EKLE

banner19

banner8